Halluks rijidus tedavisinde öncelikle cerrahi dışı tedaviler yani ilaç tedavilere, eklem içi enjeksiyonlar, gece atelleri ve en önemlisi ayakkabı modifikasyonu yapılmalıdır. Dar, yüksek topuklu veya babet tarzındaki ayakkabı kullanımı halluks rijidus içinde önerilmez.

Bu tedavi yöntemlerine rağmen şikayetler geçmezse cerrahi yöntemler denenmelidir. Cerrahide bir çok prosedür uygulanabilir. Burada hastalığın evresi önemlidir. Hastalığın evresi ayrıntılı bir fizik muayene ve ayakta basarken çekilen düz röntgenografilerle ortaya konur. BT, MR, ultrason gibi ileri tetkiklere genelde gerek duyulmaz. Erken evre halluks rijidusta cerrahi olarak eklem temizliği, kemik çıkıntılarının alınması ve kemik eklem yüzeyinin yönünü değiştiren düzeltici ameliyatlar yapılabilir. İleri evrelerde ise başparmak protezleri, eklem yüzey kaplama ameliyatları ve eklem dondurma (Artrodez) yapılabilir. Protez ve yüzey kaplama ameliyatları ile eklem hareket açıklığı korunarak ağrısız bir eklem elde edilmesi hedeflenir. Artrodez ameliyatlarında ise eklem hareketi kalmaz, harketsiz ancak tmamaen ağrısız bir eklem elde edilebilir. İleri evre alluks rijidusta protez ve yüzey kaplama ameliyatları ile başarılı sonuçlar elde edilebilirken eklem dondurma (artrodez) ameliyatları halen en başarılı cerrahi tipidir.

 

Halluks rijidus, ayak başparmak ekleminin kireçlenmesidir. Ayak başparmağı eklemi üzerinde çıkıntı, ağrı, kızarıklık, eklem hareket kısıtlılığı ve ayakkabı giymede zorluğa neden olur.

Halluks valgus için yapılan cerrahi prosedüre göre ameliyat sonrası süreç değişir.

Basit yumuşak doku ameliyatlarından sonra hasta 1 gece hastanede kalır. Ertesi gün koltuk değneği ile üzerine tolere edebildiği kadar yük vererek yürüyebilir.

Kemik düzeltme ve eklemin dondurulma ameliyatlarından sonra ise süreç biraz daha uzun ve sıkıntılı olabilir. Hastanede kalış süresi 1-3 gün arasındadır. Kemik fiksasyonu yapıldığı ve düzeltilen kemiklerin kaynamasının beklenmesi nedeniyle hastalar 6-8 hafta üzerine ağırlık vermeden koltuk değnekleri yardımıyla, halluks valgus ameliyatları sonrası için tasarlanmış özel ayakkabılarla yürürler.

Tüm halluks valgus ameliyatlarında ameliyattan sonraki 2-3. hafta dikişler alınır ve yaraya su değmesine bundan sonra izin verilir. Hastanın ameliyat sonrasındaki dönemde sigara kullanmaması yara iyileşmesi ve kemik kaynaması açısından çok önemlidir. Hastalar ameliyattan sonra hastalığın ekrarlamaması için dar, yüksek topuklu veya babet tarzındaki ayakkabı kullanımından kaçınmalıdırlar.

Halluks valgus tedavisi için 150’den fazla cerrahi prosedür tanımlanmıştır. Önemli olan hangi hastaya hangi cerrahinin uygun olduğunun tespitidir. Hastalığın ağırlığı ayrıntılı bir fizik muayene ve ayakta basarken çekilen düz röntgenografilerle ortaya konur. BT, MR, ultrason gibi ileri tetkiklere gerek duyulmaz.

Hastalığın erken safalarında sadece yumuşak doku ameliyatları yeterli olabilmekteyken orta ve ileri dönemde kemiklerde düzeltme ameliyatları gerekir. Çok ileri evredeki ve eklemde aşırı hareketliliği olan hastalarda ise eklemin dondurulması (artrodez) ameliyatları gerekebilir. Kemik ve eklemin dondurulma ameliyatlarında düzeltilen kemikler tel, vida, plak gibi implantlarla fikse edilir.

Halluks valgus, başarılı bir ameliyat sonrasında dahi tekrarlama yani nüksetme ihtimali olan ilerleyici bir hastalıktır. Bu nedenle, ciddi ayakkabı giyme problemleri ve ağrı sıkıntıları olanlarda cerrahi seçenekler düşünülebilir. Sadece estetik kaygılar için bu ameliyat yapılmamalıdır.

 

Halluks valgus, ağrı ve ayakkabı giymede zorluk gibi sıkıntılara yol açarsa tedavi edilmelidir. Öncelikle ayakkabı modifikasyonu yani doğru ayakkabı giyilmesi denenmelidir. Ayakkabı modifikasyonu ile başarı sağlanamazsa gece atelleri ve splintleri, parmak arası yastıkçıklar denenebilir. Ancak bu tedavi yöntemlerinin etkisi ve başarısı sınırlıdır. Bu yöntemlerle amaç hastanın şikayetlerinin azaltılıp halluks valgus deformitesinin ilerlemesinin yavaşlatılmasıdır.

Halluks valgus oluşmasını kolaylaştıran yüksek topuklu ayakkabı veya babet gibi düz tabanlı ayakkabıların kullanımının kısıtlanması, romatizmal hastalıkların kontrol altına alınması, ayak arkına binen yükü azaltmak yani fazla kiloların verilmesi, ayakta varsa diğer deformitelerin tedavisi ile halluks valgus gelişimi yavaşlatılabilir, semptımların ortaya çıkması önlenebilir.

 

Halluks valgus nedenleri başlıca genetik ve yapısal olarak incelenir. Genetik nedenlerden oluşan halluks valgus daha genç yaşlarda ortaya çıkarken yapısal nedenlerle oluşan halluks valgusta neden düz tabanlık, kötü ayakkabı kullanımı, ayakta diğer deformiteler, romatizmal ve sinovyal hastalıklar olabilir.

Halluks valgus, ayak başparmağının eklem bölgesinden içe doğru çıkıntı yaparak eğilmesine denir. Bu kemik çıkıntısı şeklinde kendini gösterir. Hastalar ayaktaki şekil bozukluğundan ve kemik çıkıntısı üzerindeki ağrı ve kızarıklıktan yakınırlar. Ayrıca halluks valgus, ayak tabanında ağrılı nasırlara ve kemik çıkıntısı bölgesinde uyuşmaya neden olabilir.

Ayak bileği artroskopisi özellikle eklem kıkırdak yaralanmalarında, eklem faresinde, kireçlenmelerde, sıkışma sendromlarında başarıyla uygulanan bir cerrahi yöntemdir. Ameliyat sonrasındaki rehabilitasyon süreci ve hastanın fazla kilolarını vermesi ameliyat başarısında çok önemlidir. Ameliyattan sonra hastanede kalış süresi genelde 1 gündür. Hastanın yapılan işleme göre belirli bir süre koltuk değnekleri ile yük vermeden yürümesi çok önemlidir. Ayak bileği çevresi kasların güçlendirilmesi ve eklem hareket açıklığının kazanılması için yoğun bir fizik tedavi rehabilitasyon süreci gerekebilir.

Ayak bileği eklemi vücudumuzun tüm ağırlığını taşıyan diz ve kalçaya göre daha küçük eklemlerdir. Ayak bileği stabilitesi ayak bileği etrafında bir çok küçük bağ ile sağlanır. Ayak bileği yaralanmaları ve burkulmalarında çok güçlü olmayan bu bağlar hasar görür, ayak bileği ekleminde kıkırdak yaralanmaları oluşur. Bu durum hastada, sık sık burkulan, ağrı, güvensiz, sürekli şişen bir ayak bileğine neden olur.

 

Kalça artroskopisi, küçük kesiler kullanılarak yapılması nedeniyle cerrahi yara izi çok daha az olur. Ancak bu yöntemin asıl avantajı hastanın daha az ağrılı ve çok daha kolay bir ameliyat sonrası süreç geçirmesidir. Ayrıca ameliyat sonrası iyileşmeler daha kısa sürede olur.

Kalça artroskopisi diğer eklem artroskopilerine göre daha az sıklıkla yapılmaktadır. Kalça artroskopisi uzun öğrenme eğrisi olan ve cerrahi tecrübe gerektiren bir işlemdir. Bu nedenle gerekli tedavilerin bu konuda özel eğitim almış kişiler tarafından uygulanması gereklidir.Femoroasetabuler sıkışma sendromu, kalça eklem kıkırdak hastalıkları, kalça eklemi içindeki serbest yada yabancı cisimlerin çıkarılması, kalçadaki menisküs benzeri labrum denilen yapıların yırtıkları, eklem sıvısını üretmekle görevli sinovya dokusunun hastalıkları, Ligamentum teres denilen kalça eklem bağ hastalıkları, snapping hip (Kayan kalça), ve erken dönem kalça aşınma-kireçlenmesi kalçada artroskopik olarak tedavi edilebilir.

 

Kalça artroskopisi, küçük kesiler kullanılarak kalça ekleminin kameralar ile görüntülenmesi ve özel aletler ile kalça eklemi hastalıklarının tedavi edildiği etkili bir yöntemdir. Kalça ekleminin kompleks anatomik yapısı nedeniyle kalça artroskopisi diğer eklem artroskopilerine göre daha zor bir cerrahi prosedür olmasına neden olur. Bu cerrahi, özel ekipmanlar ve cerrahi tecrübe gerektirir.

Omuzda sıkışma sendromu sıklıkla omuz kaslarının akromion kemiğinin anatomik şekli nedeniyle özellikle tekrarlayan baş üstü hareketler sonrasında sıkışması ve sonrasında zedelenmesi ve yırtılması ile oluşan durumdur. Omuz artroskopisi ile kemiğin sıkışmaya neden olan kısmı traşlanır, oluşan kas yırtık ve zedelenmeleri temizlenir ve gerekirse tamir edilir. Ameliyattan sonra hastanede 1 gece kalınır. Omuz kol askısı kullanılır ve fizik tedavi yardımlı rehabilitasyon uygulanır.

Omuzda Bankart lezyonu ve labrum yırtığı, omuz çıkığı sonrasında sıklıkla görülen omuz stabilitesini sağlayan yapıların hasar görmesidir. Bu gibi durumlarda uygun tedavi yapılmazsa instabilite denilen tekrarlayan omuz çıkıkları, ağrı ve hareket kısıtlılığı oluşabilir. Tedavide omuz artroskopisi ile yırtıklar temizlenir ve ufak ipli vidalarla yırtıklar tedavi edilir. Sütür ankor denilen bu vidalar eriyebilen ve erimeyen yapıda olabilirler. Ameliyattan sonra hastanede 1 gece kalınır. Omuz kol askısı kullanılır ve fizik tedavi yardımlı rehabilitasyon uygulanır.

Omuz rotator manşet yaralanmaları, omuz ekleminin hareketini sağlayan en önemli kas gruplarının zedelenmesi ve yırtılmasıdır. Hastalar omuzlarında ciddi ağrılar hissederler. Eklem hareketleri kısıtlanabilir ve gece uyutmayan ağrılar görülebilir. Bu durumlarda omuz artroskopisi ile bu kaslardaki yırtıklar temizlenir ve ufak ipli vidalarla yırtıklar tedavi edilir. Sütür ankor denilen bu vidalar eriyebilen ve erimeyen yapıda olabilirler. Ameliyattan sonra hastanede 1 gece kalınır. Omuz kol askısı kullanılır ve fizik tedavi yardımlı rehabilitasyon uygulanır.

Omuzda kireçlenme (artroz), omuz eklemindeki kıkırdak dokunun dejenere olup aşınmasıdır. Ağrı ve hareket kısıtlılığına neden olur. Omuzda kireçlenme durumlarında hastalığın ağırlığına ve hastanın durumuna göre omuz artroskopisi ile temizleme işlemi uygulanabileceği gibi açık ameliyat ile protez cerrahisi de gerekebilir.

 

Omuz eklemi vücudumuzun en hareketli eklemi olması nedeniyle omuz çevresi yaralanmalar ve omuzun ortopedik rahatsızlıkları sıklıkla görülür. Özellikle baş üzerinde yapılan hareketler, ani fırlatma tarzı aktivitelerle omuz sakatlıkları oluşabilir.

Omuz artroskopisi omuz çıkıkları sonrası oluşan yırtıkların, omuz çevresi kas sıkışmaları ve kopmalarının tamiri, donmuş omuzda hareket kısıtlılıklarının açılması, serbest cisimlerin çıkartılması, eklem içi kıkırdak ve biseps kirişi sorunlarının tedavisi, sinovyal dokuların temizlenmesinde uygulanabilir.

Osteokondral allogreftler kadavralardan alınan kemik kıkırdak içeren greftlerin yaralanan kıkırdak bölgesine nakledilmesi işlemi olup çok geniş kıkırdak yaralanmalarında tercih edilir. Ülkemizde kadavralardan allogreft elde edilmesindeki sosyal ve hukuki sıkıntılardan dolayı nadiren yurt dışından getirtilen allogreftler ile Sağlık Bakanlığının izni ile uygulanabilir. En büyük dezavantajı vücudun grefti kabul etmemesi ve çok nadiren de olsa hastalık bulaşma riskidir. Ameliyat sonrası rehabilitasyon diğer kıkırdak cerrahileri sonrasındaki gibidir.

 

Otolog kondrosit implantasyonu yönteminden sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürünmeli, eklem çevresi kaslar güçlendirilmelidir. İyi yapılan bir cerrahi ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sonrasında hasta ameliyattan yaklaşık 2-3 ay sonra ağrısız, normal bir ekleme kavuşur ve normal hayatına döner. Ameliyat sonrası yapılacak güçlendirme, hastanın durumu ve doktorun tercihine göre bir fizyoterapist eşliğinde veya doktor tarafından öğretilen ev egzersiz programı ile sağlanır.

 

Otolog kondrosit implantasyonunun en önemli avantajı doğal eklem kıkırdağına en yakın iyileşme dokusunun elde edilmesi ve dolayısıyla en uzun vadeli, en iyi sonuçların alınabilmesidir. Ayrıca diğer yöntemlere göre daha geniş yaralanmalarda kullanılabilir. Dezavantajları ise iki aşamalı bir cerrahi olması, ikinci ameliyatın açık cerrahi ile uygulanması, pahalı bir yöntem olması, sağlık bakanlığı onayını bekleme gereksinimi olarak özetlenebilir.

 

Otolog kondrosit implantasyonu, dizdeki sağlıklı kıkırdakdan artroskopik olarak alınan biyopsi ile elde edilen kıkırdak hücrelerinin laboratuar ortamında çoğaltılması ve bu çoğaltma işlemi sonrasında bu hücrelerin ikinci bir ameliyatla kıkırdak yaralanması olan bölgeye nakledilemesidir. Laboratuvar süreci yaklaşık 4 ila 6 hafta sürer. İkinci ameliyatta çoğaltılan hücreler genelde bir skafolda emdirilmiş olarak sıklıkla açık cerrahi ile yaralanma bölgesine yapıştırılır.

 

Osteokondral otogreft implantasyonu (mozaikplasti) yönteminden sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürünmeli, eklem çevresi kaslar güçlendirilmelidir. Erken dönemde hareket sağlanması sonuçları olumlu olarak etkiler. İyi yapılan bir cerrahi ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sonrasında hasta ameliyattan yaklaşık 2-3 ay sonra ağrısız, normal bir ekleme kavuşur ve normal hayatına döner. Ameliyat sonrası yapılacak güçlendirme, hastanın durumu ve doktorun tercihine göre bir fizyoterapist eşliğinde veya doktor tarafından öğretilen ev egzersiz programı ile sağlanır.

 

Eklem kıkırdağı yapısında bir iyileşme dokusu elde etmesi ve kemik kaynaması ile iyileşmesi en önemli avantajlarındandır. Tek aşamalı, ucuz bir teknik olması diğer avantajlarıdır. Teknik olarak zor bir ameliyat olması ve donör saha problemleri yani sağlam bölgeden alınan kemik kıkırdak bölgesindeki ağrı başlıca dezavantajlarıdır.

 

Osteokondral otogreft implantasyonu ve mozaikplasti genç orta yaşta, büyümesi tamamlanmış, 4 cm2 ‘ye kadar kıkırdak-kemik yaralanması olan hastalara uygulanabilir.

 

Osteokondral otogreft implantasyonu, hastanın kendi dizindeki yük almayan sağlıklı bölgelerden özel aletlerle silindirik yapılar şeklinde sağlıklı kıkırdak ve kemik yapıların alınıp, daha önce uygun olarak hazırlanan defektli yani hasar görmüş kıkırdak bölgesine nakledilmesidir. Bu silindirik kıkırdak kemik yapılar birden fazla olarak nakledilirse buna mozaikplasti denir. Bu işlem açık, mini açık veya kapalı (artroskopik) olarak uygulanabilir. Eklem kıkırdağı yapısında bir iyileşme dokusu elde etmesi ve kemik kaynaması ile iyileşmesi en önemli avantajlarındandır. Tek aşamalı, ucuz bir teknik olması diğer avantajlarıdır. Teknik olarak zor bir ameliyat olması ve donör saha problemleri yani sağlam bölgeden alınan kemik kıkırdak bölgesindeki ağrı başlıca dezavantajlarıdır.

 

Son zamanlarda, kıkırdak yaralanmalarının tedavisinde iyileşme dokusunun uygun ve yeterli olmamasından dolayı şeker veya protein menşeyli kıkırdak yamaları yani skafoldlar (çatı implantları) geliştirilmiştir. Skafoldlar (çatı implantları) canlı hücre içeren ve içermeyen olarak 2 tiptedir. Hücresiz skafoldlar (çatı implantları) mikrokırık yapılan kıkırdak yaralanma bölgesinin üzerini kaplayarak doğal eklem kıkırdak dokusuna yakın, daha uzun ömürlü bir iyileşme dokusu elde edilmesine olanak sağlar. Böylece mikrokırık yöntemi daha geniş lezyonlara da uygulanabilmektedir. Hücreli skafoldlar (çatı implantları) ise otolog kondrosit implantasyonu ile çoğaltılan hastanın kendi kıkırdak hücrelerinin emdirildiği yamalar olabileceği gibi hücresiz skafoldlara aynı seansta hastanın kendi kemik iliğinden alınan hücrelerin emdirilmesiylede cerrahi sırasında yapılabilir.

 

Mikrokırık yönteminden sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürünmeli, eklem çevresi kaslar güçlendirilmelidir. İyi yapılan bir cerrahi ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sonrasında hasta ameliyattan yaklaşık 2-3 ay sonra ağrısız, normal bir ekleme kavuşur ve normal hayatına döner. Ameliyat sonrası yapılacak güçlendirme, hastanın durumu ve doktorun tercihine göre bir fizyoterapist eşliğinde veya doktor tarafından öğretilen ev egzersiz programı ile sağlanır.

 

Mikrokırık yöntemi basit uygulanabilen, ucuz bir yöntemdir. Özellikle 2-3 cm2 den küçük lezyonlarda etkilidir. Cerrahi süre kısadır. Ameliyat sonrası hasta aynı gün veya ertesi gün taburcu olur, hasta çok fazla ameliyat sonrası ağrı yaşamaz. Bu avantajlarının yanında, mikrokırık yöntemi geniş defekt oluşturan yaralanmalarda uygun değildir. Kireçlenme (artroz) başlangıcı olan hastalarda kireçlenmeyi alevlendirerek kötü sonuçlara neden olabilir. Mikrokırık ameliyatı yapılan hastaların ameliyat sonrası dönemde doktorunun tavsiyesinden daha erken yük vermesi, koltuk değneklerini bırakarak yürümesi sonuçların kalıcı olarak kötü olmasına neden olabilir. Ayrıca, mikrokırık yöntemi ile oluşan iyileşme dokusu doğal eklem kıkırdak dokusundan daha farklı yapıdadır. Bu da mikrokırık yöntemi başarısını uzun vadede düşürür. Bu nedenle son zamanlarda mikrokırık yapılan bölgenin üzeri skafold (çatı implantı) ile kaplanarak doğal eklem kıkırdak dokusuna yakın, daha uzun ömürlü bir iyileşme dokusu elde edilebilmekte, ve mikrokırık yöntemi daha geniş lezyonlara da uygulanabilmektedir.

 

Mikrokırık yöntemi 60 yaşın altındaki, sportif beklentisi çok yüksek olmayan ve en önemlisi uygun boyutlarda kıkırdak lezyonu olan hastalara uygulanmalıdır. Hastanın ameliyat sonrasındaki rehabilitasyon programına uyumu çok önemlidir. Hasta ameliyattan sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürüyeceğini bilmelidir.

 

Mikrokırık yöntemi, sıklıkla artroskopik yani kapalı yöntemle yapılır. Mikrokırık yöntemi, eklem kıkırdağının yaralanmış bölgesinin kemik katmanına kadar traşlanması ve temizlenmesi sonrasında bu bölgeye özel aletler ile minik delikler açılmasıdır. Açılan minik delikler sayesinde yaralanan bölgeye kemik iliğinden kök hücreler ulaşır ve yaralanma bölgesinde yeni bir kıkırdak dokusu oluşturur. Bu yöntem kıkırdak yaralanmalarının cerrahi tedavisinde basit, ucuz ve etkili olması nedeniyle en sık kullanılan yöntemdir.

 

Abrazyon artroplastisi, eklem kıkırdağının yaralanmış bölgesinin kemik katmanına kadar traşlanması yöntemi olup güncel kıkırdak tedavisi yöntemleri arasında kötü sonuçları çok nadiren kullanılır.

 

Cerrahi dışı tedavi yöntemleri ile fayda görülmeyen durumlarda cerrahi tedaviler uygulanır. Bu tedavi yöntemlerinin seçiminde, hastanın yaşı, hastanın beklentisi, kıkırdak yaralanmasının ağırlığı göz önünde bulundurularak karar verilir. Kıkırdak yaralanmalarının tedavisi ile ilgili bugüne kadar uygulanan cerrahi prosedürler arasında en yaygın olanları şunlardır;

1. Abrazyon Artroplastisi

2. Mikrokırık tekniği

3. Skafoldlar (Çatı implantları)

4. Osteokondral Otogreft İmplantasyonu – Mozaikplasti

5. Otolog Kondrosit İmplantasyonu

6. Osteokondral Allogreft

 

Cerrahi dışı tedavilerin başarısı maalesef sınırlıdır. Fizik tedavi ve rahabilitasyon ile yapılan eklem çevresi kasların güçlendirilmesi eklem kıkırdağına binen yüklenmeyi azaltarak fayda sağlar. Yine ağızdan alınan çeşitli destek tedavileri olsada çok sınırlı bir etki gösterdiklerinden sağlık bakanlıkları tarafından karşılanmazlar. Yine diz içi enjeksiyonlar (Hyaluronik asit, PRP, Sitokin gibi ) cerrahi dışı tedavi seçeneklerindendir. Diz içi enjeksiyonlarda ağızdan alınan preparatlar gibi sağlık bakanlıklarınca karşılanmaz. Bu yöntemler, cerrahi planlanmadan önce denenmelidir. Genelde cerrahi tedavi gerektirmeyecek kadar az yakınmaya neden olan kıkırdak yaralanmalarında faydalıdır. Şikayetlerde azalma olmazsa cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

 

Eklem kıkırdağı, kemiklerin eklemleşen yerlerini kaplayan ve sürtünme kuvvetini azaltarak eklemlerin rahat hareket etmesini sağlayan beyaz bir dokudur. Eklem kıkırdağı, damarlanması olmayan ve eklem sıvısından beslenen bu nedenle de tedavisi diğer vücut yapılarına göre çok daha zor olan bir yapıdır.

 

Ön çapraz bağ cerrahisi genellikle 90% ve üzerinde başarı oranları olan bir cerrahidir. Ancak nadiren ameliyat sonrası dönemde hastanın rehabilitasyon programına uyumsuzluğu, teknik sorunlar, yeni oluşan yaralanmalar ve dize yerleştirilen dokunun yeni bir bağ şeklinde olgunlaşıp sağlamlaşmaması durumlarında başarısızlık olabilir. Bu durumda tekrar bir ameliyat gerekebilir.

Ön çapraz bağ ameliyatı sonrasındaki dönem en az ameliyat kadar önemlidir. Ön çapraz bağ ameliyatı sonrasında hastanede kalış süresi genelde 1-2 gün arası değişebilir. Ameliyattan sonraki gün koltuk değnekleri ile ayağa kaldırılır, dizin 90 dereceye kadar bükülebilmesi hedeflenerek diz hareketlerine başlanır, diz çevresi kaslar için güçlendirme egzersizleri gösterilir. Koltuk değneği kullanımı ameliyat sonrasında birkaç hafta olup dizi aşırı yüklenmelerden korumak amaçlanır. Bu süre ön çapraz bağ ameliyatı sırasında eşlik eden başka yaralanmalar da tedavi edildiyse uzatılabilir. Hastaya doktoru tarafından gösterilen egzersiz programı diz çevresi kasların güçlenmesinde ve hareket açıklığının sağlanmasında yeterli olmazsa, bir fizyoterapist eşliğinde rehabilitasyon uygulanabilir. Ön çapraz bağ yerine yerleştirilen greft dokusunun kemik tünellere kaynayarak tutunması yaklaşık 6 hafta olup bu sürede dizi dış etkilerden korumak çok önemlidir. Altıncı haftadan sonra normal yürüme ve araba kullanma imkanı olur. Yeni oluşturulan ön çapraz bağın tam olarak olgunlaşıp sağlamlaşması bir yıla yakın bir zaman alır. Sportif aktivitelere başlamak sporcu olmayan insanlarda 6 aydır. Elit sporcularda ise sporcuya özel rehabilitasyon programları ile daha erken dönemde antremanlara başlanabilir. Ancak sporcunun eski performansına dönmesi 9-12 ay arasında olur.

 

Ön çapraz bağ yaralanmaları genç, spor yapan, aktif yaşam stiline sahip bireylerde cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Cerrahi tedavide amaç, dizdeki boşluk ve emniyetsizlik hissini ortadan kaldırmak, kişinin spor veya zorlayıcı aktiviteler sırasında güvenle basabileceği bir diz elde etmektir. Cerrahide eşlik eden diz yaralanmaları da tedavi edilir, ilk yaralanma sırasında hasar görmemişse menisküsleri korunur veya tamir edilebilen menisküs yırtıklarını onarılır. Böylece sonraki yıllarda dizde oluşabilecek aşınma ve yıpranmanın önüne geçilir. Sporcularda ise hedef sporcuları, yaralanma öncesinde bulundukları spor seviyesine en hızlı ve güvenli şekilde geri döndürmektir.

Ön çapraz bağ yaralanması çoğunlukla bağın gövdesindeki lifler ayrılıp parçalanmasıyla olur. Yırtılan ve saçaklanan bağın kendiliğinden iyileşmesi mümkün değildir ve ameliyat sırasında yeni bir doku ile bağın onarılması gerekir.

Ön çapraz bağ cerrahisinde öncelikle diz artroskopisi yapılarak eklem içindeki diğer yapılar değerlendirilir, ön çapraz bağ yırtığının olduğu doğrulanır. Varsa eşlik eden menisküs ve eklem kıkırdağında yaralanmaları tedavi edilir. Sonrasında ön çapraz bağın yerine geçecek olan doku yani greft alınır.

Ön çapraz bağ ameliyatında yeni bir bağ oluşturmak için sıklıkla diz çevresindeki kasların kirişleri yani tendonlar kullanılır. Bunlar dizin iç kısmındaki hamstring tendonları, dizin ön kısmında yer alan ve iki ucunda kemik bloğu ile alınan patellar tendon ve diz üzerindeki yine kemik blokla alınabilen Quadriseps tendonudur. Bazı özel durumlarda kadavradan alınan ve hazırlanan dokular kullanılabilirki bunlara allogreft denir. Özellikle birden fazla bağın yaralandığı ve kişinin kendi dokularının yetmediği durumlarda, çok küçük çocuklarda, veya daha önce geçirdiği cerrahilerde kendi dokuları kullanılmış olan hastalarda allogreft uygun bir tercihtir.

Greft alındıktan sonra diz eklemindeki kemiklere uygun boyutlarda tüneller açılarak, yeni bağın geçeceği yol hazırlanır. Açılan kemik tünellerden hazırlanan greft özel aletler yardımıyla geçirilerek uygun gerginlikte tespit edilir. Greftin kemik tünellere tespiti için cerrahın tercihine göre askı sistemleri, metal veya eriyebilen vidalar, çapraz çiviler ve u şeklinde çiviler kullanılabilir. Kullanılan bu implantlar rahatsızlık vermediği sürece ömür boyu vücutta kalabilir ve çıkartılmaları gerekmez.

Ameliyat süresi eşlik eden yaralanmalarıntedavisine bağlı olarak 40-60 dakika arası sürebilir. Cerrahın tercihine göre eklem içinde biriken kanı dışarıya almak için dren adı verilen ince plastik bir hortumlar yerleştirilebilir. Bu drenler genellikte ameliyattan 24 saat sonraki pansuman sırasında çıkartılır.

Erişkinlerde çok nadiren, çocuklarda ise daha sıklıkla ön çapraz bağ yaralanması, bağın yapıştığı yerden bir kemik parçası kopartarak olur. Bu durumlarda kopan kemik parçası vida, tel veya dikiş implantları yardımıyla yerine tutturulur. Bu işlemler sıklıkla kapalı yani artroskopik olarak yapılırken nadiren açık cerrahi gerekli olabilir.

 

Cerrahi dışı tedavi yöntemler, kas güçlendirme programları ve dizi zorlayıcı sporlarda koruyucu dizlik kullanımı olarak özetlenebilir. Bu tedavi yöntemlerinde amaç, dizde oluşabilecek emniyetsizlik ve boşluk hissini azaltmaktır. Bu yöntemlere rağmen dizde şiddetli bir zorlanma olduğunda dizin yerinden çıkmasını engelleyemez ve dizde ilave yaralanmalar oluşabilir.

 

Aktivite düzeyi düşük, yaşlı, yüksek aktivite beklentisi olmayan, spor yapmayan ve günlük yaşamda dizinde boşluk ve emniyetsizlik gibi yakınmaları olmayan hastalar ise cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilebilir.

Ayrıca büyümesini tamamlamamış küçük çocuklarda büyüme tamamlanana kadar beklenip daha sonra cerrahi tedavi yapılması uygun olabilir. Bu konuda yapılan güncel çalışmalar, cerrahi tedavinin ertelendiği çocuklarda dizde geri dönülmez menisküs ve kıkırdak yaralanmalarının oluştuğu bu nedenle daha erken yaşlarda cerrahi yapılması gerektiği gösterilmiştir. Ön çapraz bağ yaralanmaları genç, spor yapan, aktif yaşam stiline sahip bireylerde ise cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

Hastanın hikayesi ve dikkatli bir muayene ön çapraz bağ yırtığından şüphelenmek için yeterlidir ve ön çapraz bağ yırtığının tanısı 90%’ın üzerinde bir oranda konulabilir. Yaralanmanın hemen sonrasında diz çok ağrılı olduğundan yeterli bir muayene yapılamayabilir. Böyle durumlarda 7-10 gün içinde yapılacak ikinci bir muayene gerekir. Diz yaralanması geçiren tüm hastalarda muayene sonrasında ilk yapılacak işlem diz röntgenlerinin çekilip kemiklerde kırık olup olmadığı tespit edilmesi olmalıdır. Sadece ön çapraz bağ yaralanması olanlarda röntgenler genellikle normaldir. Ön çapraz bağ yırtığının tanısında en değerli yöntem MR (Manyetik Rezonans) görüntülemesi olup ön çapraz bağ yırtıklarının tanısında 90%’ın üzerinde doğruluk oranına sahiptir. MR (Manyetik Rezonans) görüntülemesi ayrıca menisküs, yan bağ ve kıkırdak yaralanmaları ve kemik ödemi gibi eşlik eden yaralanmaları göstermede oldukça etkilidir. Bunlara rağmen çok nadiren ön çapraz bağ yaralanmış olduğu halde MR’da sağlam gibi görülebilir. Bundan dolayı tanı ve tedavide MRG tek belirleyici olmayıp muayene ve hikaye bulguları da göz önüne alınmalıdır.

Ön çapraz bağ yırtığı düşünülen durumlarda dize hemen buz uygulaması ve elastik bandaj sarılması önerilir. Bunlar şişlik ve ağrıyı azaltacaktır. Hastanın spora devam etmesine izin verilmez. Kesin tanı konana kadar koltuk değneği ile üzerine yük vermemesi sağlanır. Tanı ve ilk müdahale için hastaneye gidilmesi gerekir.

 

Ön çapraz bağ yaralanması olan hasta travma anında kopma sesi duyabilir ve sonrasında hızlı gelişen şişlik ve şiddetli bir ağrı ortaya çıkar. Şişlik, dizin içinde hızla gelişen kanamaya bağlı olarak meydan gelir. Hasta spora devam edemez ve müsabakayı bırakmak zorunda kalır. Bunların dışında ağrı ve şişlik nedeniyle dizde hareket kısıtlılığı ve topallama olur. Takip eden günler, haftalar içinde şişlik ve ağrı azalırken diz hareketleri açılır ve topallama kaybolur. Hastanın boşalma hissi olarak tarif ettiği özellikle ani dönüşlerde, ani yavaşlama hareketi sırasında ve merdiven inerken dizde boşluk ve emniyetsizlik hissi ortaya çıkar.

Ön çapraz bağ yırtığı olan hastaların ani sıçrama, dönüş ve hızlanmaların olduğu sporları (futbol, basketbol, hentbol, voleybol, kayak gibi) yapmaları sakıncalıdır. Aksi takdirde yeni yaralanmalar ve dizdeki hasarın artması olabilir. Bunun yanında ön çapraz bağ yırtığı olan kişiler yüzme, bisiklet gibi sporlar yapabilir.

Ön çapraz bağ yaralanmaları, en sık spor yaparken olur ve genellikle sabit ayak üzerinde ani dönme hareketi sırasında ortaya çıkar. Hasta sıklıkla sıçrama sonrası yere düşerken dizin döndüğünü tarif eder. Bunun dışında dize gelen doğrudan darbeler, trafik kazaları, yüksekten düşme ve iş kazaları da ön çapraz bağ yaralanmalarına neden olabilir. Dikkat edilmesi gereken bir noktada, ön çapraz bağ yaralanmalarına arka çapraz bağ, yan bağlar ve menisküslerin yaralanmaları da eşlik edebileceğidir.

 

Ön çapraz bağ diz içinde yaklaşık 3 cm uzunluğunda olmasına rağmen dizin normal işlev görmesi için çok önemli olup diz ekleminin altındaki tibia kemiğinin anormal bir şekilde öne kaymasını engelleyen, diz stabilitesindeki en önemli yapıdır.

Spor yaralanmalarında 4 haftadan uzun süre spordan uzak kalmasına neden olan yaralanmalar içinde ön çapraz bağ yaralanmaları birinci sırada yer alırken bunu iç menisküs ve iç yan bağ yaralanmaları takip eder. Kadın sporcular, vücut yapıları ve anatomik özelliklerinden erkek sporculara göre ön çapraz bağ yaralanmalarına daha sık maruz kalırlar.

Dizin arkasında yumurta , hatta bazen daha da büyük boyutlara ulaşabilen şişlikler şeklinde ortaya çıkan genellikle dizlerin içerisindeki bir patolojinin yansıması olan kistlere Baker Kisti veya popliteal kist denir. Baker kistleri kesinlikle kötü huylu tümör, kanser veya ur değildir. Kistlerin içerisinde eklem sıvısı vardır. Bu kistlerin tedavisinde öncellikle dizin içini incelenmeli, bu duruma yol açan durum ortaya konulmalı ve ilk olarak bu kiste neden olan patoloji tedavi edilmelidir. Genellikle diz içinde bir menisküs yırtığı olabilir ,dejeneratif veya travmatik bir menisküs veya kireçlenme olabilir. Eğer bu kiste neden olan primer hastalığı tedavi etmemize rağmen şişlik hala devam ediyorsa hastada ağrı yapıyorsa , hareket kısıtlığı yapıyorsa veya damar sinir baskısı yapıyor ise kistin boşaltılması veya cerrahi olarak çıkarılması düşünülür.

 

Menisküs cerrahisi sonrası spora dönüş yapılan işleme bağlıdır.Eğer menisküs kısmi olarak alındıysa, sporcular genellikle 3. haftadan sonra antremanlara başlayabilirler. Menisküs tamiri yapılan hastalarda ise biraz daha uzun bir spora dönüş süresi vardır. Ameliyat sonrasında başlangıçta yük biraz az verilmeli ve dikişin stabilitesine göre diz hareketleri başta biraz kısıtlanabilir. Ortalama 4 – 5 ay içerisinde yapacağı spora bağlı olarak tekrar tabi kas güçlerini kontrol ettikten sonra spora dönebilirler.

 

Menisküs yırtıklarının cerrahi tedavisi günümüzde kapalı yöntemle yani artroskopik olarak yapılmakta olup dört ana başlıkta toplanabilir. Menisküs yırtığının çıkarılması yırtık bölgenin alınıp menisküsün doğal eğimli yapısına uygun olarak kalan bölgenin şekillendirilmesi işlemidir. Sporcularda ve tamiri mümkün olmayan menisküs yırtıklarında tercih edilir. En sık uygulanan artroskopik girişimdir. Ameliyat sonrası dönem daha kolay olup hastaların günlük hayatlarına dönüşleri yaklaşık 2-3 haftadır. Bu yöntemin en önemli dezavantajı fazla alınan menisküsün ileride kireçlenmeye neden olabilmesidir.

 

Menisküs tamiri diğer bir yöntem olup menisküsün fonksiyonlarının önemi anlaşıldıkça ve tamir için kullanılan malzemeler teknolojik olarak geliştikçe çok daha sık uygulanan bir yöntem olmuştur. Bu tedavi yönteminde menisküs yırtığının tipi ve hastanın yaşı çok önemlidir. Genç orta yaştaki, tamir sonrası iyileşme potansiyeli olan bölgedeki uzunlamasına yırtıklar tamir edilmelidir. Bu yöntemin en önemli dezavantajı 6-8 haftaya uzayan rehabilitasyon süreci ve tamir edilen menisküsün iyileşmeme ihtimali yani cerrahi başarısızlık durumudur. Yinede erken kireçlenme problemi yaşamamak ve dizin normal fonksiyonlarını tam olarak korumak adına tamir seçeneği sonuna kadar zorlanmalıdır.

 

 

Menisküs implantları, yırtık alındıktan sonra vücut tarafından doldurulmasının mümkün olmadığı boşluğa, menisküs fonksiyonunu görmesini amaçladığımız sentetik maddelerin yerleştirilmesidir. Bu yöntemin en önemli kullanım alanı çok fazla menisküs dokusunun alınmasış olduğu durumlardır. En önemli avantajı, implantların kolay bulunabilir olması iken teknik zorluk ve ameliyat sonrası 6-8 haftaya uzayan rehabilitasyon dönemleri başlıca dezavantajlarıdır. Ayrıca uzun dönem sonuçları hakkında farklı sonuçlar rapor edilmektedir. Dördüncü tedavi yöntemi ise menisküstransplantasyonu olup menisküsün 80%’inden daha fazlasını almak zorunda kaldığımız menisküs yırtıklarında kıkırdak aşınmaları, ve eklem kireçlenmeleri olmaması için kadavradan menüsküs transferi de yapılan tedavi yöntemidir. Teknik zorluk, uygun kadavra menisküsünün bulunmasındaki zorluk ve pahalı bir yöntem olması bu ameliyatın diğer yöntemlere göre çok daha az sıklıkta yapılmasına neden olmaktadır. Bu yöntem elit sporcular için genellikle uygun bir tedavi şekli olmayabilir çünkü spora dönüş uzun bir zaman alabilir.

Menisküs yırtıkları her zaman cerrahi olarak tedavi edilmez. Günlük hayatı etkilemeyen, ağrı ve takılma gibi şikayetlere neden olmayan küçük yırtıklar herhangi bir cerrahi tedavi gerektirmezler. Konservatif tedavi yöntemleri denilen fizik tedavi, ilaç ve enjeksiyon tedavileri bu hastalara öncelikle uygulanmalıdır. Bu tedavilere rağmen ağrı, takılma, kilitlenme gibi şikayetlere neden olan yırtıklar ise cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

 

Menisküs yırtıklarının tanısı fizik muayene ile konulabilir. Basit röntgenografilerle kemiklerdeki diğer hastalıklar dışlanmalıdır. Ancak net olarak tanının konulması MR ile olur. MR çekiminin mümkün olmadığı durumlarda BT, Ultrason gibi alternatif yöntemlerde daha az değerli olmakla beraber kullanılabilir.

 

Menisküs yırtığı olan hastalar özellikle yokuş aşağı veya merdivenden inerken artan diz ağrısından yakınırlar. Ayrıca dizde takılma hissi ve kilitlenme de menisküs yırtığının önemli bulgularıdır. Hasta günlük aktivitelerini kısıtlayan şikayetlerle başvurur.

 

Diz artroskopisinde bir çok işlem yapılabilir, bir çok hastalığın tanı ve tedavisi sağlanabilir. Sıklıkla yapılan işlemler;

1. Yırtık meniküs parçalarının traşlanması, çıkarılması veya tamiri,

2. Ön çapraz bağ yırtıklarının tedavisi,

3. Eklem kıkırdağının yırtık ve kırık parçalarının alınması,

4. Kemik veya kıkırdaktaki lezyonların ve yaralanmaların tedavisi,

5. Menisküs nakli,

6. Eklem iltihaplarının boşaltılması olup az sıklıkta yapılan daha bir çok tedavi yöntemi mevcuttur.

Bu süre, bulgulara ve gereken tedavi yöntemlerine bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte genellikle 20 dakika ila 1 saat arasında bir süre alır

 

Artroskopik diz cerrahisi sayesinde yara izi çok daha az olup cerrahiler daha az ağrılı ve hastalar için daha kolay olmaktadır. Ayrıca ameliyat sonrası iyileşmeler daha kısa sürede olur. Açık cerrahi ile yapılması çok zor, belki de imkansız olan girişimler artroskopik cerrahi ile yapılabilmektedir.

 

Latince Eklem (Artros) ve gözlemek (skopi) kelimelerinden oluşan artroskopi, eklem içini görmek için uygulanan bir tanı ve tedavi yöntemidir. Artroskop denilen özel aletler ile eklemlerdeki yaralanmalar detaylıca incelenir ve cerrahi müdahalenin gerekliliğine karar verilir.

 

MR veya BT görüntüleri ile kireçlenen dizin hassas görüntüleri alınması ile yapılan hassas ölçümler sonrası hasta için en ideal boydaki protez saptanır. Daha sonra özel bir bilgisayar yazılımı yardımıyla, gerekli kemik kesilerinin miktarı belirlenir. Sonrasında hastaya özel tek kullanımlık kesi kılavuzları üretilirerek bu özel kılavuzları ile kemik kesileri yapılır ve diz protezinizi yerleştirir. Ameliyat sonrası dönem standart diz protezleri ile aynıdır. Kişiye özel total diz protezleri kılavuzlarının maliyetleri sosyal güvenlik kurumları tarafından ödenmemektedir.

 

Total diz protezi sonrasında ciddi komplikasyon görülme olasılığı çok düşük olmakla beraber en sık görülen komplikasyon bacağınızdaki kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak toplar damarlarınızda pıhtı oluşmasıdır (derin ven trombozu). Derin ven trombozu oluşumunun önlenmesi için ameliyattan sonra kan sulandırıcı kullanımı ve anti-embolik çorap giyilmesi çok önemlidir. Ayrıca ameliyat sonrası erken dönemde diz hareketi ve yürüyüşlere başlamak derin ven trombozu riskini azaltır.

Enfeksiyon yani protezin iltihaplanması, vücudun başka bir yerinde (ör. İdrar yolunda, dişlerde) enfeksiyon odağı olması, Diabet ve başka kronik hastalıkların varlığında daha sık görülebilen bir komplikasyondur. Bu nedenle, ameliyat öncesinde vücudun başka bir yerindeki enfeksiyonların tedavisi önemlidir. Ayrıca, ameliyat sırasında koruyucu antibiyotik tedavisi ve cerrahi sırasında alınan özel önlemler enfeksiyon riski azaltır. Enfeksiyon gelişmesi durumunda, tekrarlayan cerrahiler ile protezin çıkartılıp antibiyotik tedavisi ve belirli bir süre sonra tekrar yerleştirilmesi gibi işlemler gerekebilir. Ayrıca yara iyileşmesi sorunları, damar veya sinir yaralanmaları, protezin polietilen kısmının çıkıkları, protez çevresi kırıklar, protezin kendisinde kırıklar gibi komplikasyonlar görülebilir ancak bunlar çok nadir görülürler.

Total diz protezlerinin çoğu krom kobalt alaşımından imal edilmiş olup bu metaller MR uyumludur. Ancak bu metaller MR görüntülemesinde protez etrafında görüntüyü bozabilir. Dolayısıyla dize yakın bölgelerde istenilen görüntü elde edilemeyebilir, diğer bölgeler için görüntü kalitesinde sıkıntı oluşmaz. 1990 yılından önce yapılan total diz protezleri ise MR uyumlu olmayabilir, bu nedenle protez markası veya metal alaşımının öğrenilmesi için doktorunuza danışmanız uygun olur.

 

İyi uygulanmış cerrahi teknik ile diz protezlerinin ömrü günümüzde 15-20 yıl kadardır. Total diz protezinin ömrünü etkileyen en önemli faktör protezi oluşturan metal ve plastik parçaların, hareket sırasında ortaya çıkan sürtünmeyle zaman içinde aşınmasıdır. Aşınma gözle görülmeyecek kadar küçük metal ve plastik parçalar oluşur ve bu parçalara karşı vücudun cevabı osteoliz denilen diz protezinin tutunduğu kemikten gevşemesine neden olan bir reaksiyona yol açar. Total diz protezindeki gevşeme durumunda hastada ciddi bir ağrı oluşur ve ikinci bir ameliyat ile çıkartılıp yeniden protez yerleştirilmesi gerekir. Bu ikinci ameliyat daha büyük ve daha sıkıntılı bir ameliyat olup ikinci protezin ömrü, ilki kadar uzun değildir. Aşınma, gevşeme gibi sorunların görülmesini engellemek için hastanın aşırı hareketlerden kaçınması ve fazla kilolarını vermesi önemlidir. Ayrıca erken tanı koymak amacıyla, yakınmanız olmasa bile düzenli aralıklarla muayene ve röntgen incelemeleri ile diz protezinizin kontrolü bir diğer önemli konudur.

 

Ameliyattan sonraki gün koltuk değnekleri yardımıyla yürüme başlanırken 3-6. hafta arasında koltuk değneksiz yürüme, 6-8. haftada araba kullanılabilir. Diz protez ameliyatları sonrası koşma, sıçrama gibi aktiviteleri ve ağır işleri yapmak protezin erken aşınmasına dolayısıyla protez ömrünü azaltacağından önerilmez. Ancak yüzme, golf, yürüyüş gibi sporlar yapabilir, egzersiz bisikleti gibi hafif sporlara ameliyat sonrası ikinci ayda başlanabilir. Yer sofrasına ve alaturka tuvalete oturma gibi aşırı hareketler diz protezinin polietilen çıkıklarına neden olabileceği veya protezin ömrünü kısaltabileceğinden yasaklanır. Total diz protezi sonrası ortalama hareket açıklığı 120 derece civarında olacağından yere tam çömelmek veya namaz kılmak sıklıkla mümkün değildir, sandalyede oturarak namaz kılınması önerilir.
 

Diz protezi ameliyatları genel itibariyle başarılı ameliyatlar olup hastaların çok büyük bir kısmında diz ağrılarının geçmesi ile birlikte yürüme merdiven inip çıkma gibi günlük yaşam aktivitelerinde belirgin iyileşme sağlanırken daha düzgün bir yürüme paterni elde edilebilir.

 

Diz kireçlenmesi, kıkırdak hasarı, dizlerde eğrilik veya eklem içi kırık nedeniyle ileri derecede hasar görmüş dizlerde günlük yaşam aktivitelerini engelleyen şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri (ilaçlar, fizik tedavi, eklem içi enjeksiyonlar, baston kullanımı) ile sonuç alınamamış ise diz protezi uygun bir seçenektir. Hastanın 65 yaşın üzerindeki olması tercih edilir, ancak bazı özel durumlarda (ör. romatoid artrit) daha genç hastalarda da diz protezi uygulanabilir.

 

Kireçlenme gibi diz ekleminin aşınmış ve yıpranmış olduğu durumlarda ağrısız yeni bir eklem oluşturmak için diz ekleminin metal ve polietilenden imal edilen implantlarla kaplanması ameliyatına total diz protezi ameliyatı denir. İstirahat, ilaçlar, fizik tedavi yöntemleri, baston kullanımı ve eklem içi enjeksiyonlar gibi cerrahi dışı tedavilerden fayda görmeyen ağrılı, günlük yaşamsal aktivitelerini yapmakta zorlanan ve eklem kıkırdağında ileri harabiyet olan hastalarda total diz protezi uygundur. Bu ameliyat için hastanın 60 yaşını geçmiş olması idealdir. Ancak romatoid artrit ve osteonekroz gibi bazı özel durumlarda 60 yaşından öncede bu cerahi yapılabilir.

Ameliyat işlemi uygun anestezi yapılması sonrasında diz önünden yapılan bir kesi ile yapılır. Diz eklemine ulaştıktan sonra eklemi oluşturan kemiklerin (femur, tibia ve patella) birbirlerine temas yüzlerindeki kıkırdak dokusu, ince bir kemik tabakası ile birlikte kesilerek çıkartılır. Sonrasında uygun boyutlardaki protez parçaları, kemik çimentosu kullanılarak hazırlanan kemik yüzeylere adapte edilir. Ameliyat süresi yaklaşık 1-2 saat arasında olupmeliyat sonrası ağrı kontrolü için sıklıka epidural (belden yerleştirilen) veya damar yoluyla ilaç veren ağrı pompaları kullanılır. Ameliyat sonrasındaki ilk gün diz hareketlerine başlanır hasta yürütülür. Yürüme ve hareket sadece ameliyat sonrası rehabilitasyon için değil aynı zamanda emboli (pıhtı) oluşumunun önlenmesi açısından çok önemlidir. Hasta rahat yürüyebilir hale geldiğinde yaklaşık 2-7 gün içinde (kişiye göre değişebilir) hastaneden taburcu olur. Hastanın ağrısının belirgin olarak düzelmesi ve bağımsız yürüyebilmesi hastaya göre değişebilmekle beraber 3 ila 8 hafta arasındadır.

Ciddi komplikasyon görülme oranı total kalça protezi ameliyatı sonrası çok düşük oranda olup pıhtı oluşması, enfeksiyon, protez çıkığı, bacak boyu eşitsizliği, yara iyileşmesi sorunları, damar veya sinir yaralanmaları nadir de olsa görülebilir.

Bacağınızdaki kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak toplar damarlarınızda pıhtı oluşması yani derin ven trombozu önlenebilir bir durum olup kan sulandırıcı ilaçların ameliyat sonrası kullanımı ile koruyucu tedavi uygulanır. Ameliyat sonrası dönemde yürüyüşlere başlamak, anti-embolik (pıhtı önleyici) çorap kullanımı ve hareketsiz kalmaktan kaçınmak, bu riski azaltır.
Total kalça protezienfeksiyonu yani protezin iltihaplanması %0.1 ile %1.5 arasında görülen bir durumdur. Vücudun başka bir yerinde (ör. İdrar yolunda, dişlerde) enfeksiyon olması, şeker hastalığı ve başka kronik hastalıkların varlığı enfeksiyon oluşma riskini artırabileceğinden ameliyat öncesinde vücudun başka bir yerinde olabilecek enfeksiyonların tedavisi gereklidir. Ameliyat sırasında koruyucu antibiyotik tedavisi yapılır ve cerrahi sırasında özel önlemler alınarak enfeksiyon riski azaltılır. Kalça protezinde enfeksiyon gelişmesi durumunda, tekrarlayan cerrahiler, protezin çıkartılıp belirli bir süre sonra tekrar yerleştirilmesi gibi işlemler gerekli olabilir.

Total kalça protezi sonrası, protez çıkığı %5-8 arasında görülebilen özellikle ameliyat sonrası ilk 6 hafta boyunca belirli hareketlerden kaçınılarak önlenebilen bir durumdur. Uygun cerrahi teknik ve yeni tasarım protezler ile sıklık azalmıştır.

Ameliyat sonrası bacak boyu eşitsizliği, bir diğer komplikasyon olup bazı durumlarda, kalçadaki yumuşak doku dengesini sağlamak ve çıkık riskini engellemek için bacak boyu uzatılması gerekli olabilir. 2 cm’e kadar olan uzunluk farkları vücut tarafından dengeleneceği için sorun yaratmaz.

Yukarıda bahsedilen diğer komplikasyonlar çok daha nadir görülür.

Total kalça protezi ameliyatı yaklaşık 2 saat sürer; genel veya epidural (belden uyuşturma) anestezi ile yapılabilir. Hastanede kalış süresi hastanın durumuna, uygulanan ameliyat tekniğine ve cerrahın tercihine göre 3-7 gündür. Ağrı kontrolü için ameliyat sonrası epidural veya damar yolundan takılan ağrı makineleri kullanılır. Ameliyat sırasında kan kaybı olabilir, bu durumda kaybettiğiniz kan için damar yoluyla kan verilmesi gerekebilir. Ağrılı geçebilecek ilk birkaç gün, bacaklarınızın arasına V şeklinde bir yastık yerleştirilir, pıhtı oluşumu ve akciğer ödemi oluşumunun önlenmesi için solunum egzersizleri başlanır,. Ameliyat sonrası ayağa kaldırılırılıp yürüteç veya koltuk değneği kullanarak kısa mesafeleri yürüme ve kas güçlendirici egzersizler başlanır, anti-embolik (pıhtı önleyici) çorap giydirilir. Tuvalet yükseltici cihazlar ile alçak yerlere oturmanız önlenir. İki veya üç günde bir yara pansumanı dikişler alınana kadar yapılmalıdır. Hastaneden sonra size önerilen egzersizleri evde yapmanız istenir. Ayrıca, kan pıhtısı oluşmasını engellemek için kan sulandırıcı ilaçlar kullanmanız ve anti-embolik (pıhtı önleyici) çorap giymeniz istenecektir.

Total kalça protezini bir kaç parçadan oluşur ve bu parçalar hareket sırasında ortaya çıkan sürtünmeye bağlı olarak zaman içinde aşınır. Bu aşınmanın sonucu olarak gözle görülmeyecek kadar küçük metal ve plastik parçacıkları ortaya çıkar. Bu parçacıklara karşı vücudun cevabı ile osteoliz denilen gevşeme durumu meydana gelir ve protezler tutunduğu kemikten ayrılır. Bu ağrılı bir durumdur ve protezin çıkarılıp yeni bir protez ameliyatı yapılması ihtiyacını doğurur. Bu ikinci ameliyat daha zordur.

Başarılı bir ameliyat ve modern protez tasarımları kullanılarak yapılan kalça protezlerinin ömrü günümüzde 15-20 yıla kadar uzamış olup yeni geliştirilen seramik ve metal ara yüzlü kalça protezlerinde bu sürenin daha uzun olması beklenmektedir. Protez ömrünü azaltan en önemli faktörler ise aşırı kilo ve tekrarlayan zorlayıcı aktivitelerdir.

Ameliyattan sonraki gün koltuk değnekleri yardımıyla yürüme başlanırken 3-6. hafta arasında koltuk değneksiz yürüme, 6-8. haftada araba kullanılabilir. Bu süre içerisinde yatarken bacaklarınızın arasında bir yastık olmalıdır. Kalça protez ameliyatları sonrası koşma, sıçrama gibi aktiviteleri ve ağır işleri yapmak protezin erken aşınmasına dolayısıyla protez ömrünü azaltacağından önerilmez. Ancak yüzme, golf, yürüyüş gibi sporlar yapabilir, egzersiz bisikleti gibi hafif sporlara ameliyat sonrası ikinci ayda başlanabilir. Özellikle ilk 12 ayda alçak sandalyelere oturmak, bağdaş kurmak, bacak bacak üstüne atmak uygun değildir. Yer sofrasına ve alaturka tuvalete oturma gibi aşırı hareketler kalça ekleminin yerinden çıkmasına ve tekrarlayan ameliyatlara sebep olabileceğinden ömür boyu yasaklanır. Aynı şekilde, sandalyede oturarak namaz kılınması gerekir.
 

Kalça protezi ameliyatları hastaları mutlu eden sonuçları başarılı ameliyatlar olup ameliyat sonrasında hastaların çok büyük bir kısmında kalça ağrıları tamamen geçer, yürüme merdiven inip çıkma gibi günlük yaşam aktivitelerinde belirgin iyileşme sağlanırken kireçlenmeye bağlı bacak kısalıkları giderilir, daha düzgün bir yürüme paterni elde edilebilir.

 

Kalça kireçlenmesi, kalça çıkığı, kırık ya da damarlanma bozukluğuna bağlı olarak ileri derecede hasar görmüş kişilerde, kalçada kireçlenme semptomları yani günlük yaşam aktivitelerini engelleyen şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı ve kısalığı olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri (ilaçlar, fizik tedavi, eklem içi enjeksiyonlar, baston kullanımı) ile sonuç alınamamış ise kalça protezi uygun bir seçenektir. Hastanın 65 yaşın üzerindeki olması tercih edilir, ancak bazı özel durumlarda (ör. romatoid artrit) daha genç hastalarda da kalça protezi uygulanabilir.

Orta ve ileri yaş kalça ağrısının en sık sebebi kalça kireçlenmesi olup hastalığın erken dönemlerinde kalça hareketlerinde tutukluk, agri ve topallama olurken, ilerleyen dönemde hareket kısıtlılığı ve ağrıda artış sonucunda hastanın fonksiyonel kapasitesi ileri derecede azalır. Kalça kireçlenmesi için risk faktörleri; yaşlanma, genetik faktörler, gelişimsel kalça displazisi, Perthes hastalığı gibi çocukluk çağı hastalıkları, geçirilmiş travma ve cerrahi tedavilerdir. Kalça protezi, yıpranmış ve uyumunu kaybetmiş eklem yüzeylerinin metal(kobalt krom veya titanyumdan imal edilen ana parçalar), porselen yada polietilen yüzeylerle değiştirilmesidir. Kalça protezinin kemiğe adapte olması yani tutturulması iki şekilde olabilir. Osteoporozu olan yani kemik kalitesi çok iyi olmayan ileri yaştaki hastalarda, protezin tutturulmasında kemik çimentosu adı verilen bir dolgu maddesi (çimentolu kalça protezi) kullanılırken kemik kalitesi iyi olan daha genç hastalarda poröz denilen üzeri gözenekli bir madde ile kaplanmış olan metal protezler sıkı bir şekilde kemiğin içine yerleştirilir ve sonrasında vücudun kemiği, protezin üzerindeki gözeneklerin içine ilerleyerek protez tespiti (çimentosuz kalça protezi ) sağlanır.

 

Kireçlenmede cerrahi dışı tedavilerin fayda etmediği durumlarda çeşitli cerrahi prosedürler uygulanabilir.

Bu cerrahi yöntemlerden hasta için en basit olanları artroskopik yöntemlerdir. Artroskopik Temizleme (artroskopik eklem debridmanı), erken dönemkireçlenmelerde kapalı ameliyat yöntemi ve küçük kesiler ile kamera yardımlı olarak eklem içine girilip, yıkama, saçaklanmış kıkırdakların temizlenmesi, serbest cisimlerin çıkartılması ve menisküs yırtıklarının düzeltilmesi gibi işlemlerden oluşur. Şikayetlerinde 6 ay ila 5 yıla kadar bir rahatlama sağlar. Bu cerrahiler, şikayetlerin azaltılması ile protez cerrahisi gibi daha ağır ameliyatlara giden süreci uzatır. Ancak, hastalığın doğal seyrini değiştirmez ve ileri derecede kireçlenmelerde faydasızdır.

Deforme olan ve buna bağlı olarak aşırı yük binen eklemlerde eklemin aşınmış bölgesine binen aşırı yükü ortadan kaldırıp, yükü sağlam tarafa aktarmayı amaçlayan Kemik Düzeltici Ameliyatlar (Osteotomi ameliyatları) bir diğer cerrahi seçenektir. Bu yöntemler kemiklerin kesilerek düzeltilmesi ve uygun dizilimde tespit edilmesini amaçlar. Tespit genellikle metal-plak vidalar ile yapılır. Protez yapılmasının uygun olmadığı genç hastalarda zaman kazanmak için tercih edilir, 5-7 yıllık bir rahatlama sağlar.

Eklemlerin Dondurulması (Artrodez) Kireçlenme olan yıpranmış ve aşınmış olan eklem ayak bileği, omurga ve elin küçük eklemleri gibi hareket kaybının çok önemli olmadığı eklemlerde uygulanır. Ağrı tamamen geçer ancak ilgili eklemde hareket olmaz. Hareketin önemli olduğu kalça diz dirsek omuz gibi eklemlerde nadiren uygulanır.

Kireçlenen eklem yüzeylerinin metal-plastik veya seramik maddeler ile kaplanarak yeni eklem oluşturulması ameliyatlarına Artroplasti (Protez) ameliyatları denir. Diz, kalça ve omuz eklemlerinde sıklıkla uygulanırken dirsek, parmak ve ayak bileği protez ameliyatlarıda kireçlenme cerrahisinde başarıyla uygulanan prosedürlerdir. Hasta 1-2 ay içerisinde ağrısız fonksiyonel ekleme kavuşur ve günlük yaşam aktivitelerine geri döner. Protezlerin ömürleri yaklaşık 15-20 yıl arasında olup, daha sonrasında aşınma ve gevşeme sorunları nedeniyle değiştirilmeleri gerekir. Dolayısıyla 65 yaş üzerindeki hasta ideal hasta grubunu oluşturmakla beraber belli durumlarda daha erken yaşlarda protez yapılabilir.

PRP’nin ortopedik kullanımı doping olarak kabul edilmez ve performans artırıcı etkisi olmadığı kabul edilir. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA, World Anti-Doping Agency) yasaklı madde ve uygulamalar kapsamında değildir. Ancak damar içine enjekte edilen PRP halen yasaktır.

 

Enjeksiyon yapılan bölgede PRP uygulaması sonrası şişlik ve ağrı olabilir. Bu durumda basit ağrı kesiciler yeterli olur. PRP’nin etkisi uygulandığı bölge ile sınırlı olduğundan böbrek, karaciğer mide gibi iç organlarda sistemik yan etkilere neden olmaz. Ayrıca hastanın kendi kanı kullanıldığı için allerjik reaksiyona da neden olmaz. Hamilelikte kullanımı ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır.

 

PRP uygulandıktan sonra, ağrı için buz uygulaması ve anti enflamatuar ilaç kullanımı PRP uygulamasının etkinliğini azaltacağı için ilk 3-4 günlük bir sürede önerilmez. Ağrı için parasetamol türevi ağrı kesicilerin kullanılması uygundur. Ayrıca PRP uygulaması sonrası ilk bir kaç gün zorlayıcı egzersiz ve spor önerilmez. PRP uygulaması sonrası hangi ilaçların kullanılabileceği ve spora dönüş süresi hakkında doktorunuzdan bilgi almak uygun olacaktır.

 

PRP’ nin ortopedik kullanım alanları birkaç başlık altında özetlenebilir; Sporcu dışı hasta grubunda en sık Kireçlenme (Osteoartrit) nedeniyle PRP tedavisi başarıyla uygulanmaktadır. Kireçlenmenin erken evrelerinde PRP enjeksiyonları ile hastaların ağrılarında azalma ve fonksiyonlarında düzelme olduğu bildirilmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, PRP tedavisi hastalığın doğal seyrini değiştirmez ve var olan aşınma ve yıpranmayı geri döndüremez. Ayrıca bir grup hastada şikayetlerde azalmaya neden olmayabilir.

Kronik tendinopatiler, yani kas kirişlerimizin uzun süreli yangıları sıklıkla PRP tedavisinden fayda görür. Tenisçi dirseği, dirsek dış kısmının kronik tendinopatisi olup PRP uygulamaları ile 73%-93% oranında başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Kortizon uygulaması ile elde edilen sonuçlardan daha iyi sonuçlar elde eilmekle beraber kortizon uygulamasının dezavantajlarından kaçınılmış olur. Aşil tendon hastalıkları, kronik patellar tendon yaralanmaları ve topuk dikeni (plantar fascitis) hastalıkları da PRP uygulamaları ile başarılı sonuçlar elde edilen rahatsızlıklar olup tüm bu hastalıklarda istirahat, ilaç ve fizik tedavi yöntemleri ile yeterli sonuç alınamadığı PRP tercih edilmelidir.

 

Diğer bir uygulama alanı diz bağ yaralanmaları olup özellikle sporcularda daha hızlı iyileşme ve daha kısa sürede spora dönüş amacıyla yan bağ yaralanmaları sonrası PRP enjeksiyonları sıklıkla kullanılmaktadır.

Yine sporcularda görülen kas çekmeleri veya kas içi kanamalar gibi kas yaralanmaları da PRP tedavisinden fayda görür. Sporcularda daha hızlı iyileşme ve daha kısa sürede spora dönüş amacıyla kullanımı sıktır.

Kıkırdak tedavisinde yardımcı olarak PRP kullanımı oluşturulan tamir dokusunun kalitesini artırmak için gündeme gelmiştir. Kıkırdak tedavisindeki zorluklar nedeniyle en çok üzerinde çalışılan alan budur.

PRP ayrıca diz protezi, omuz kas kopmalarının tamiri ve ön çapraz bağ ameliyatları gibi bazı cerrahilerde yardımcıolarak kullanılabilir. Bu konudaki sonuçlar tartışmalıdır.

 

PRP uygulamasının steril şartlarda yapılması eklem içinde enfeksiyon olmaması açısından çok önemlidir. En sık uygulama şekli, bir iğne yardımıyla hedef dokuya enjekte edilmesi iken diğer bir uygulama yöntemi jöle şeklinde hazırlanan PRP’nin ameliyat sırasında etki göstermesi istenilen bölgeye zerkedilmesidir. Ayrıca elde edilen PRP, kıkırdak onarımı için yerleştirilen skafoldların (çatı implantlarının) etkinliğini artırmak için bu implantlara ameliyat sırasında emdirilerek kullanılabilir. Tüm bu işlemler doktor tarafından yapılmalıdır.

PRP uygulamasının kaç kez yapılması gerektiği konusu tartışmalıdır. Hastalıklara göre, hastalığın ağırlığına göre ve uygulama bölgesine göre tek bir uygulama yeterli olabileceği gibi, hastalığın cevabına göre 1 ya da 3 hafta arayla tekrarlanabilir.

Herşeyden önce PRP bir ilaç değildir; kişinin kendi kanı dışında başka bir madde içermez. Etkisi uygulandığı bölge ile sınırlı olup böbrek, karaciğer ve mide rahatsızlıkları gibi sistemik yan etkilere yol açmaz. Yaygın kanının aksine, PRP içinde önemsenmeyecek kadar az sayıda kök hücre bulunur. Kök hücreler, kas iskelet sisteminde kas, kemik iliği, yağ dokusu, sinovya (eklemi döşeyen ince zar tabakası) gibi birçok doku içinde az sayıda bulunurlar.

PRP’nin içinde, vücudun iyileşme cevabındaki hücrelerin bölgeye ulaşmasını ve çoğalmasını sağlayan büyüme faktörleri yer alırki bu faktörler aynı zamanda yeni damarların oluşumu, enfeksiyonların önlenmesi ve doku proteinlerinin üretimi konularında olumlu etkilere sahiptirler.

PRP sadece kişinin kendisine uygulanabilir. Dolayısıyla hepatit, AIDS gibi hastalıkların taşınması riski ortadan kaldırılmış olur.

 

Kök Hücre tedavisi ya da hücresel tedavi kireçlenmede hasarlı bölgelerin fonksiyonlarını eski haline getirmek amacıyla, kıkırdak hücrelerinde yenilenme ve onarım sürecini sağlar, yeni doku ve hücreler oluşturur. Kök hücre, hastanın kendi kemik iliğinden veya yağ dokusundan cerrahi yöntemlerle elde edilir. Kök hücrelerin tedavi amaçlı kullanımları için ya kemik iliğinden alınan dokunun özel tekniklerle konsantre edilmesi ya da yukarıda sayılan dokulardan elde edilen hücrelerin laboratuvar ortamında üretilerek birkaç hafta sonra ikinci bir seansta uygulanmaları gerekir.
 

Eklem içine çeşitli enjeksiyonlar yapılabilir.

Viskosuplemantasyon, eklem kayganlığını artırıp hareket açıklığını sağlarken ağrıları da azaltabilen bir yöntemdir. Piyasada bulunan hyalüronik asit enjeksiyonu, şikayetlerde 6 ay-1 yıl süreyle rahatlama sağlayabilir. Bu yöntemde çok nadir görülen alerjik reaksiyon dışında ciddi bir yan etkileri yoktur.

Eskiden sıklıkla uygulanan eklem içi kortizon enjeksiyonu popülaritesini kaybetmiş bir yöntem olup çok şiş, ağrılı dizlerde alevlenme dönemlerinde kısa süreli fayda sağlayabilir. Ancak tekrarlayan uygulamar uzun dönemde eklemdeki aşınmayı artırarak kireçlenmeyi hızlandırabilir.

PRP (Trombositten Zengin Plazma), hastanın kendi kanının bir dizi işlemden geçirilmesi sonrasında elde edilen trombositten zengin plazmasının, aynı hastaya enjekte edilmesi durumudur. PRP yöntemi bir ilaç olmayıp hastanın kendi iyileştirici yöntemlerinin çoğaltılıp hastanın hasarlı dokusuna zerk edilmesi işlemidir. Kireçlenme, kıkırdak hasarlanmaları ve aşınmaları, tendon ve kas yaralanmaları gibi durumlarda kullanılan bir yöntemdir. Genelde bir kaç seans uygulanır ve etkilerini belli bir zaman içinde gösterir. PRP, kök hücre tedavisi ile karıştırılmamalıdır.

Kireçlenmenin tedavisinde en önemli faktör hastalığın evresindir. Erken döneminde hastalar ağrı ve enflamasyonu azaltan ilaç tedavileri, kıkırdak dokuyu destekleyen gıda takviyeleri, fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda görebilirler. Besin desteği olarak kullanılan Glukozamin ve Kondoitin sülfat ilaç değildir. Bu maddeler aslında eklem kıkırdağının yapı taşları olup uzun süreli kullanımda şikayetleri azaltmada etkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Etkileri hemen başlamaz. Diabet hastaları ve kan sulandırıcı ilaç kullananların mutlaka doktorlarına bilgi vermeleri gerekir.

Ayrıca diz içine yapılan enjeksiyonlar da kireçlenme tedavisinde kullanılır.

İleri evre kireçlenmeler ise cerrahi yöntemler ile tedavi edilirler. Cerrahi tedavi seçenekleri artroskopik yani kapalı yöntemlerle yapılan ameliyatlardan protez cerrahisine, hatta özel durumlarda artrodez (eklemin dondurulması) ameliyatlarına kadar değişebilmektedir. Hastalığın evresi, hastanın yaşı, hastanın beklentisi, hastanın genel durumu cerrahi yöntemin seçiminde etkilidir.

 

Kireçlenmenin tanısı doktorunuz yaptığı tıbbi sorgulama sonrası fizik muayene ve radyolojik tetkikler ile kolayca konulur. Tıbbi sorgulamada daha önce varsa geçirdiğiniz kaza, yaralanma ve ameliyatlarınız ile diğer hastalıklarınız sorgulanır. Radyolojik olarak sıklıkla basit bir röntgen grafisi yeterli olabilirken röntgen bulgusu vermeyen erken dönem kireçlenme durumlarında MRG (manyetik rezonans görüntüleme) gerekebilir. Kireçlenme tanısında laboratuar bulguları genelde normal olup diğer hastalıkların ayırd edilmesi için gerekli olabilir.

 

Fazla kilolu olmanın bir sonucu eklemlerimize anormal yüklenmedir. Bu durum, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açar. Bunun sonucu erken yaşta kireçlenmedir. Dolayısıyla fazla kilolarımızdan kurtulmak kireçlenmenin önlenmesindeki en önemli faktördür. Başka bir önlemde düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersizlerin hayatımıza sokulmasıdır. Özellikle yüzme, pilates ve hafif koşuların hem eklem bölgesi kasların güçlendirilmesi, hem fazla kiloların önlenmesi, hemde eklem sağlığı açısından çok önemlidir. Bunun yanında, mevcut eklem kıkırdağı yaralanmaları, menisküs yaralanmaları ve bağ lezyonlarının geciktirilmeden doğru şekilde tedavisi yapılmalıdır. Ayrıca doğumsal şekil bozuklukları eklemlerimizde aşırı yüklenmelere neden olabilir. Bu durumlarda deformitelerin düzeltilmesi kireçlenmenin neden olabileceği erken bir protez ameliyatını önleyebilir. Osteoporoz (Kemik erimesi) de bu tip deformitelere yol açabileceğinden osteoporoz tedavisi de kireçlenmenin tedavisinde önemlidir.

 

Kireçlenme için çeşitli risk faktörleri vardır. Bunların en önemlisi yaştır. 65 yaşın üzerindeki kişilerin üçte birinin röntgenlerinde kireçlenme bulguları mevcuttur. Diğer önemli risk faktörlerinden biri de obezite yani şişmanlıktır. Vücudumuzdaki 1 kilo yük, günlük yaşantımızda dizlerimize gelen 4 kg yük demektir. Bu miktar spor sırasında 8-10 kg’a çıkabilir. Kadın olmakta risk faktörlerinden biri olup kireçlenme erkeklere oranla kadınlarda iki misli daha sık görülür. Ayrıca profesyonel sporcularda hiçbir yaralanma veya ameliyat geçirmemiş olsalar bile aşırı kullanmaya bağlı olarak dizde kireçlenme normal popülasyona göre daha sıktır. Eklem kıkırdağı ile ilgili hastalık geçirenlerde, ekleme uzanan kırık sonrasında, tedavi edilmeyen menisküs, kıkırdak ve bağ yaralanmalarında kireçlenme daha sık görülür.

Kireçlenen eklem fonksiyonlarını sağlayamaz hale gelir; bu durum hastada eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve ileri dönemlerde eklemlerde deformitelere (eğriliklere), yumuşak doku ve kemiklerde şişliklere neden olur.

Ağrı en önemli bulgu olmakla beraber önceleri istirahatle geçen ağrılar ilerleyen dönemlerde geceleri uyku bozukluklarına neden olabilecek şekilde istirahat ağrıları halini alır. Ağrıya eklemlerde kemik yüzeylerin birbirine sürtünmesi sonucu kıtırtı şeklinde seslerde eklenebilir. Bu duruma tıp dilinde krepitasyon denir. Eklem hareket açıklığı her geçen gün azalır ve eklemlerin fonksiyon görmemesine neden olur. Eklem hareketlerinin başlangıçları daha ağrılıdır ve eklem sertliği daha fazladır. Yine eklem içindeki kıkırdak parçaları (eklem faresi) dizlerde kilitlenme ve takılma gibi durumlara yol açabilir.

 

Kemiklerimizi birbirine bağlayan eklemlerimizde, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan ve ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağı mevcuttur. Bu eklem kıkırdağı dokusunun aşınması, yıpranması ve deformasyonu ile kıkırdak doku bozulur ve altta yatan kemik doku ortaya çıkar. Tıbbi adı ‘artroz’ veya ‘osteoartrit’ olup halk arasındaki inanışın aksine eklemlerde kireç birikmesi söz konusu değildir.

En sık görülen eklem hastalığı olup kadınlarda daha sık görülür. Diz eklemi en sık kireçlenen eklemdir. Kalça, el parmakları ve omurga yine sık olarak tutulan eklemler iken el bilek, omuz, dirsek gibi eklemlerin tutulumu ise özel bir yaralanma olmadığı müddetçe nadirdir.