Eklem kıkırdağı, kemiklerin eklemleşen yerlerini kaplayan ve sürtünme kuvvetini azaltarak eklemlerin rahat hareket etmesini sağlayan beyaz bir dokudur. Eklem kıkırdağı, damarlanması olmayan ve eklem sıvısından beslenen bu nedenle de tedavisi diğer vücut yapılarına göre çok daha zor olan bir yapıdır.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:35 kıkırdak lezyonu.jpg

Cerrahi dışı tedavilerin başarısı maalesef sınırlıdır. Fizik tedavi ve rahabilitasyon ile yapılan eklem çevresi kasların güçlendirilmesi eklem kıkırdağına binen yüklenmeyi azaltarak fayda sağlar. Yine ağızdan alınan çeşitli destek tedavileri olsada çok sınırlı bir etki gösterdiklerinden sağlık bakanlıkları tarafından karşılanmazlar. Yine diz içi enjeksiyonlar (Hyaluronik asit, PRP, Sitokin gibi ) cerrahi dışı tedavi seçeneklerindendir. Diz içi enjeksiyonlarda ağızdan alınan preparatlar gibi sağlık bakanlıklarınca karşılanmaz. Bu yöntemler, cerrahi planlanmadan önce denenmelidir. Genelde cerrahi tedavi gerektirmeyecek kadar az yakınmaya neden olan kıkırdak yaralanmalarında faydalıdır. Şikayetlerde azalma olmazsa cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:33 kıkırdak lezyonu.jpg

 

Cerrahi dışı tedavi yöntemleri ile fayda görülmeyen durumlarda cerrahi tedaviler uygulanır. Bu tedavi yöntemlerinin seçiminde, hastanın yaşı, hastanın beklentisi, kıkırdak yaralanmasının ağırlığı göz önünde bulundurularak karar verilir. Kıkırdak yaralanmalarının tedavisi ile ilgili bugüne kadar uygulanan cerrahi prosedürler arasında en yaygın olanları şunlardır;

     1. Abrazyon Artroplastisi

     2. Mikrokırık tekniği

     3. Skafoldlar (Çatı implantları)

     4. Osteokondral Otogreft İmplantasyonu - Mozaikplasti

     5. Otolog Kondrosit İmplantasyonu

     6. Osteokondral Allogreft

Abrazyon artroplastisi, eklem kıkırdağının yaralanmış bölgesinin kemik katmanına kadar traşlanması yöntemi olup güncel kıkırdak tedavisi yöntemleri arasında kötü sonuçları çok nadiren kullanılır.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:12 abr artroplastisi.jpg

Mikrokırık yöntemi, sıklıkla artroskopik yani kapalı yöntemle yapılır. Mikrokırık yöntemi, eklem kıkırdağının yaralanmış bölgesinin kemik katmanına kadar traşlanması ve temizlenmesi sonrasında bu bölgeye özel aletler ile minik delikler açılmasıdır. Açılan minik delikler sayesinde yaralanan bölgeye kemik iliğinden kök hücreler ulaşır ve yaralanma bölgesinde yeni bir kıkırdak dokusu oluşturur. Bu yöntem kıkırdak yaralanmalarının cerrahi tedavisinde basit, ucuz ve etkili olması nedeniyle en sık kullanılan yöntemdir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:38 MF imaj.jpg

Mikrokırık yöntemi 60 yaşın altındaki, sportif beklentisi çok yüksek olmayan ve en önemlisi uygun boyutlarda kıkırdak lezyonu olan hastalara uygulanmalıdır. Hastanın ameliyat sonrasındaki rehabilitasyon programına uyumu çok önemlidir. Hasta ameliyattan sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürüyeceğini bilmelidir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:27 MF.jpg

 

Mikrokırık yöntemi basit uygulanabilen, ucuz bir yöntemdir. Özellikle 2-3 cm2 den küçük lezyonlarda etkilidir. Cerrahi süre kısadır. Ameliyat sonrası hasta aynı gün veya ertesi gün taburcu olur, hasta çok fazla ameliyat sonrası ağrı yaşamaz. Bu avantajlarının yanında, mikrokırık yöntemi geniş defekt oluşturan yaralanmalarda uygun değildir. Kireçlenme (artroz) başlangıcı olan hastalarda kireçlenmeyi alevlendirerek kötü sonuçlara neden olabilir. Mikrokırık ameliyatı yapılan hastaların ameliyat sonrası dönemde doktorunun tavsiyesinden daha erken yük vermesi, koltuk değneklerini bırakarak yürümesi sonuçların kalıcı olarak kötü olmasına neden olabilir. Ayrıca, mikrokırık yöntemi ile oluşan iyileşme dokusu doğal eklem kıkırdak dokusundan daha farklı yapıdadır. Bu da mikrokırık yöntemi başarısını uzun vadede düşürür. Bu nedenle son zamanlarda mikrokırık yapılan bölgenin üzeri skafold (çatı implantı) ile kaplanarak doğal eklem kıkırdak dokusuna yakın, daha uzun ömürlü bir iyileşme dokusu elde edilebilmekte, ve mikrokırık yöntemi daha geniş lezyonlara da uygulanabilmektedir.

Mikrokırık yönteminden sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürünmeli, eklem çevresi kaslar güçlendirilmelidir. İyi yapılan bir cerrahi ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sonrasında hasta ameliyattan yaklaşık 2-3 ay sonra ağrısız, normal bir ekleme kavuşur ve normal hayatına döner. Ameliyat sonrası yapılacak güçlendirme, hastanın durumu ve doktorun tercihine göre bir fizyoterapist eşliğinde veya doktor tarafından öğretilen ev egzersiz programı ile sağlanır.

Son zamanlarda, kıkırdak yaralanmalarının tedavisinde iyileşme dokusunun uygun ve yeterli olmamasından dolayı şeker veya protein menşeyli kıkırdak yamaları yani skafoldlar (çatı implantları) geliştirilmiştir. Skafoldlar (çatı implantları) canlı hücre içeren ve içermeyen olarak 2 tiptedir. Hücresiz skafoldlar (çatı implantları) mikrokırık yapılan kıkırdak yaralanma bölgesinin üzerini kaplayarak doğal eklem kıkırdak dokusuna yakın, daha uzun ömürlü bir iyileşme dokusu elde edilmesine olanak sağlar. Böylece mikrokırık yöntemi daha geniş lezyonlara da uygulanabilmektedir. Hücreli skafoldlar (çatı implantları) ise otolog kondrosit implantasyonu ile çoğaltılan hastanın kendi kıkırdak hücrelerinin emdirildiği yamalar olabileceği gibi hücresiz skafoldlara aynı seansta hastanın kendi kemik iliğinden alınan hücrelerin emdirilmesiylede cerrahi sırasında yapılabilir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:32 skafold.jpg

 

 

Osteokondral otogreft implantasyonu, hastanın kendi dizindeki yük almayan sağlıklı bölgelerden özel aletlerle silindirik yapılar şeklinde sağlıklı kıkırdak ve kemik yapıların alınıp, daha önce uygun olarak hazırlanan defektli yani hasar görmüş kıkırdak bölgesine nakledilmesidir. Bu silindirik  kıkırdak kemik yapılar birden fazla olarak nakledilirse buna mozaikplasti denir. Bu işlem açık, mini açık veya kapalı (artroskopik) olarak uygulanabilir. Eklem kıkırdağı yapısında bir iyileşme dokusu elde etmesi ve kemik kaynaması ile iyileşmesi en önemli avantajlarındandır. Tek aşamalı, ucuz bir teknik olması diğer avantajlarıdır. Teknik olarak zor bir ameliyat olması ve donör saha problemleri yani sağlam bölgeden alınan kemik kıkırdak bölgesindeki ağrı başlıca dezavantajlarıdır.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:37 OATS.jpg

Osteokondral otogreft implantasyonu ve  mozaikplasti genç orta yaşta, büyümesi tamamlanmış, 4 cm2 ‘ye kadar kıkırdak-kemik yaralanması olan hastalara uygulanabilir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:36 OATS klinik.jpg

Eklem kıkırdağı yapısında bir iyileşme dokusu elde etmesi ve kemik kaynaması ile iyileşmesi en önemli avantajlarındandır. Tek aşamalı, ucuz bir teknik olması diğer avantajlarıdır. Teknik olarak zor bir ameliyat olması ve donör saha problemleri yani sağlam bölgeden alınan kemik kıkırdak bölgesindeki ağrı başlıca dezavantajlarıdır.

Osteokondral otogreft implantasyonu  (mozaikplasti) yönteminden sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürünmeli, eklem çevresi kaslar güçlendirilmelidir. Erken dönemde hareket sağlanması sonuçları olumlu olarak etkiler. İyi yapılan bir cerrahi ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sonrasında hasta ameliyattan yaklaşık 2-3 ay sonra ağrısız, normal bir ekleme kavuşur ve normal hayatına döner. Ameliyat sonrası yapılacak güçlendirme, hastanın durumu ve doktorun tercihine göre bir fizyoterapist eşliğinde veya doktor tarafından öğretilen ev egzersiz programı ile sağlanır.

Otolog kondrosit implantasyonu, dizdeki sağlıklı kıkırdakdan artroskopik olarak alınan biyopsi ile elde edilen kıkırdak hücrelerinin laboratuar ortamında çoğaltılması ve bu çoğaltma işlemi sonrasında bu hücrelerin ikinci bir ameliyatla kıkırdak yaralanması olan bölgeye nakledilemesidir. Laboratuvar süreci yaklaşık 4 ila 6 hafta sürer. İkinci ameliyatta çoğaltılan hücreler genelde bir skafolda emdirilmiş olarak sıklıkla açık cerrahi ile yaralanma bölgesine yapıştırılır.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:22 ACI.jpg

Otolog kondrosit implantasyonunun en önemli avantajı doğal eklem kıkırdağına en yakın iyileşme dokusunun elde edilmesi ve dolayısıyla en uzun vadeli, en iyi sonuçların alınabilmesidir. Ayrıca diğer yöntemlere göre daha geniş yaralanmalarda kullanılabilir. Dezavantajları ise iki aşamalı bir cerrahi olması, ikinci ameliyatın açık cerrahi ile uygulanması, pahalı bir yöntem olması, sağlık bakanlığı onayını bekleme gereksinimi olarak özetlenebilir.

Otolog kondrosit implantasyonu yönteminden sonra yaklaşık olarak 6-8 hafta koltuk değnekleri ile ameliyatlı tarafına yük vermeden yürünmeli, eklem çevresi kaslar güçlendirilmelidir. İyi yapılan bir cerrahi ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sonrasında hasta ameliyattan yaklaşık 2-3 ay sonra ağrısız, normal bir ekleme kavuşur ve normal hayatına döner. Ameliyat sonrası yapılacak güçlendirme, hastanın durumu ve doktorun tercihine göre bir fizyoterapist eşliğinde veya doktor tarafından öğretilen ev egzersiz programı ile sağlanır.

Osteokondral allogreftler kadavralardan alınan kemik kıkırdak içeren greftlerin yaralanan kıkırdak bölgesine nakledilmesi işlemi olup çok geniş kıkırdak yaralanmalarında tercih edilir. Ülkemizde kadavralardan allogreft elde edilmesindeki sosyal ve hukuki sıkıntılardan dolayı nadiren yurt dışından getirtilen allogreftler ile Sağlık Bakanlığının izni ile uygulanabilir. En büyük dezavantajı vücudun grefti kabul etmemesi ve çok nadiren de olsa hastalık bulaşma riskidir. Ameliyat sonrası rehabilitasyon diğer kıkırdak cerrahileri sonrasındaki gibidir.

 

 

Kemiklerimizi birbirine bağlayan eklemlerimizde, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan ve ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağı mevcuttur. Bu eklem kıkırdağı dokusunun aşınması, yıpranması ve deformasyonu ile kıkırdak doku bozulur ve altta yatan kemik doku ortaya çıkar. Tıbbi adı ‘artroz’ veya ‘osteoartrit’ olup halk arasındaki inanışın aksine eklemlerde kireç birikmesi söz konusu değildir.

 

En sık görülen eklem hastalığı olup kadınlarda daha sık görülür. Diz eklemi en sık kireçlenen eklemdir. Kalça, el parmakları ve omurga yine sık olarak tutulan eklemler iken el bilek, omuz, dirsek gibi eklemlerin tutulumu ise özel bir yaralanma olmadığı müddetçe nadirdir.

 

 

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:35 OA imaj.jpg

 

 

Kireçlenen eklem fonksiyonlarını sağlayamaz hale gelir; bu durum hastada eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve ileri dönemlerde eklemlerde deformitelere (eğriliklere), yumuşak doku ve kemiklerde şişliklere neden olur.

 

Ağrı en önemlibulgu olmakla beraber önceleri istirahatle geçen ağrılar ilerleyen dönemlerde geceleri uyku bozukluklarına neden olabilecek şekilde istirahat ağrıları halini alır. Ağrıya eklemlerde kemik  yüzeylerin birbirine sürtünmesi sonucu kıtırtı şeklinde seslerde eklenebilir. Bu duruma tıp dilinde krepitasyon denir. Eklem hareket açıklığı her geçen gün azalır ve eklemlerin fonksiyon görmemesine neden olur. Eklem hareketlerinin başlangıçları daha ağrılıdır ve eklem sertliği daha fazladır.  Yine eklem içindeki kıkırdak parçaları (eklem faresi) dizlerde kilitlenme ve takılma gibi durumlara yol açabilir.

 

Kireçlenme için çeşitli risk faktörleri vardır. Bunların en önemlisi yaştır. 65 yaşın üzerindeki kişilerin üçte birinin röntgenlerinde kireçlenme bulguları mevcuttur. Diğer önemli risk faktörlerinden biri de obezite yani şişmanlıktır. Vücudumuzdaki 1 kilo yük, günlük yaşantımızda dizlerimize gelen 4 kg yük demektir. Bu miktar spor sırasında 8-10 kg’a çıkabilir. Kadın olmakda risk faktörlerinden biri olup kireçlenme erkeklere oranla kadınlarda iki misli daha sık görülür. Ayrıca profesyonel sporcularda hiçbir yaralanma veya ameliyat geçirmemiş olsalar bile aşırı kullanmaya bağlı olarak dizde kireçlenme normal popülasyona göre daha sıktır. Eklem kıkırdağı ile igili hastalık geçirenlerde, ekleme uzanan kırık sonrasında, tedavi edilmeyen menisküs, kıkırdak ve bağ yaralanmalarında kireçlenme daha sık görülür.
 

Fazla kilolu olmanın bir sonucu eklemlerimize anormal yüklenmedir. Bu durum, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açar. Bunun sonucu erken yaşta kireçlenmedir. Dolayısıyla fazla kilolarımızdan kurtulmak kireçlenmenin önlenmesindeki en önemli faktördür. Başka bir önlemde düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersizlerin hayatımıza sokulmasıdır. Özellikle yüzme, pilates ve hafif koşuların hem eklem bölgesi kasların güçlendirilmesi, hem fazla kiloların önlenmesi, hemde eklem sağlığı açısından çok önemlidir. Bunun yanında, mevcut eklem kıkırdağı yaralanmaları, menisküs yaralanmaları ve bağ lezyonlarının geciktirilmeden doğru şekilde tedavisi yapılmalıdır. Ayrıca doğumsal şekil bozuklukları eklemlerimizde aşırı yüklenmelere neden olabilir. Bu durumlarda deformitelerin düzeltilmesi kireçlenmenin neden olabileceği erken bir protez ameliyatını önleyebilir. Osteoporoz (Kemik erimesi) de bu tip deformitelere yol açabileceğinden osteoporoz tedavisi de kireçlenmenin tedavisinde önemlidir.

 

 

Kireçlenmenin tanısı doktorunuz yaptığı tıbbi sorgulama sonrası fizik muayene ve radyolojik tetkikler ile kolayca konulur. Tıbbi sorgulamada daha önce varsa geçirdiğiniz kaza, yaralanma ve ameliyatlarınız ile diğer hastalıklarınız sorgulanır. Radyolojik olarak sıklıkla basit bir röntgen grafisi yeterli olabilirken röntgen bulgusu vermeyen erken dönem kireçlenme durumlarında MRG (manyetik rezonans görüntüleme) gerekebilir. Kireçlenme tanısında laboratuar bulguları genelde normal olup diğer hastalıkların ayırd edilmesi için gerekli olabilir.


Kireçlenmenin tedavisinde en önemli faktör hastalığın evresindir. Erken döneminde hastalar ağrı ve enflamasyonu azaltan ilaç tedavileri,  kıkırdak dokuyu destekleyen gıda takviyeleri, fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda görebilirler. Besin desteği olarak kullanılan Glukozamin ve Kondoitin sülfat ilaç değildir. Bu maddeler aslında eklem kıkırdağının yapı taşları olup uzun süreli kullanımda şikayetleri azaltmada etkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Etkileri hemen başlamaz. Diabet hastaları ve kan sulandırıcı ilaç kullananların mutlaka doktorlarına bilgi vermeleri gerekir.

Ayrıca diz içine yapılan enjeksiyonlar da kireçlenme tedavisinde kullanılır.

İleri evre kireçlenmeler ise cerrahi yöntemler ile tedavi edilirler. Cerrahi tedavi seçenekleri artroskopik yani kapalı yöntemlerle yapılan ameliyatlardan protez cerrahisine, hatta özel durumlarda artrodez (eklemin dondurulması) ameliyatlarına kadar değişebilmektedir. Hastalığın evresi, hastanın yaşı, hastanın beklentisi, hastanın genel durumu cerrahi yöntemin seçiminde etkilidir.

 

Eklem içine çeşitli enjeksiyonlar yapılabilir.

Viskosuplemantasyon, eklem kayganlığını artırıp hareket açıklığını sağlarken ağrıları da azaltabilen bir yöntemdir. Piyasada bulunan hyalüronik asit enjeksiyonu, şikayetlerde 6 ay-1 yıl süreyle rahatlama sağlayabilir. Bu yöntemde çok nadir görülen alerjik reaksiyon dışında ciddi bir yan etkileri yoktur.

Eskiden sıklıkla uygulanan eklem içi kortizon enjeksiyonu popülaritesini kaybetmiş bir yöntem olup çok şiş, ağrılı dizlerde alevlenme dönemlerinde kısa süreli fayda sağlayabilir. Ancak tekrarlayan uygulamar uzun dönemde eklemdeki aşınmayı artırarak kireçlenmeyi hızlandırabilir.

PRP (Trombositten Zengin Plazma), hastanın kendi kanının bir dizi işlemden geçirilmesi sonrasında elde edilen trombositten zengin plazmasının, aynı hastaya enjekte edilmesi durumudur. PRP yöntemi bir ilaç olmayıp hastanın kendi iyileştirici yöntemlerinin çoğaltılıp hastanın hasarlı dokusuna zerkedilmesi işlemidir. Kireçlenme, kıkırdak hasarlanmaları ve aşınmaları, tendon ve kas yaralanmaları gibi durumlarda kullanılan bir yöntemdir. Genelde bir kaç seans uygulanır ve etkilerini belli bir zaman içinde gösterir. PRP, kök hücre tedavisi ile karıştırılmamalıdır.Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:30 PRP.jpg

 

Kök Hücre tedavisi ya da hücresel tedavi kireçlenmede hasarlı bölgelerin fonksiyonlarını eski haline getirmek amacıyla, kıkırdak hücrelerinde yenilenme ve onarım sürecini sağlar, yeni doku ve hücreler oluşturur. Kök hücre, hastanın kendi kemik iliğinden veya yağ dokusundan cerrahi yöntemlerle elde edilir. Kök hücrelerin tedavi amaçlı kullanımları için ya kemik iliğinden alınan dokunun özel tekniklerle konsantre edilmesi ya da yukarıda sayılan dokulardan elde edilen hücrelerin laboratuvar ortamında üretilerek birkaç hafta sonra ikinci bir seansta uygulanmaları gerekir.

Description: Resim 1: Kök hücreler farklı dokulara dönüşebilirler.

PRP nedir? Bu tedavi hakkında daha ayrıntılı bilgi verir misiniz?

Herşeyden önce PRP bir ilaç değildir; kişinin kendi kanı dışında başka bir madde içermez. Etkisi uygulandığı bölge ile sınırlı olup böbrek, karaciğer ve mide rahatsızlıkları gibi sistemik yan etkilere yol açmaz. Yaygın kanının aksine, PRP içinde önemsenmeyecek kadar az sayıda kök hücre bulunur. Kök hücreler, kas iskelet sisteminde kas, kemik iliği, yağ dokusu, sinovya (eklemi döşeyen ince zar tabakası) gibi birçok doku içinde  az sayıda bulunurlar.

PRP'nin içinde, vücudun iyileşme cevabındaki hücrelerin bölgeye ulaşmasını ve çoğalmasını sağlayan büyüme faktörleri yer alırki bu faktörler aynı zamanda yeni damarların oluşumu, enfeksiyonların önlenmesi ve doku proteinlerinin üretimi konularında olumlu etkilere sahiptirler.

PRP sadece kişinin kendisine uygulanabilir. Dolayısıyla hepatit, AIDS gibi hastalıkların taşınması riski ortadan kaldırılmış olur.

 

PRP uygulamasının steril şartlarda yapılması eklem içinde enfeksiyon olmaması açısından çok önemlidir. En sık uygulama şekli, bir iğne yardımıyla hedef dokuya enjekte edilmesi iken diğer bir uygulama yöntemi jöle şeklinde hazırlanan PRP'nin ameliyat sırasında etki göstermesi istenilen bölgeye zerkedilmesidir. Ayrıca elde edilen PRP, kıkırdak onarımı için yerleştirilen skafoldların (çatı implantlarının) etkinliğini artırmak için bu implantlara ameliyat sırasında emdirilerek kullanılabilir. Tüm bu işlemler doktor tarafından yapılmalıdır.

PRP uygulamasının kaç kez yapılması gerektiği konusu tartışmalıdır. Hastalıklara göre, hastalığın ağırlığına göre ve uygulama bölgesine göre tek bir uygulama yeterli olabileceği gibi, hastalığın cevabına göre 1 ya da 3 hafta arayla tekrarlanabilir.

 

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:PRP enj.jpg

 

 

 

PRP’ nin ortopedik kullanım alanları birkaç başlık altında özetlenebilir; Sporcu dışı hasta grubunda en sık Kireçlenme (Osteoartrit) nedeniyle PRP tedavisi başarıyla uygulanmaktadır.Kireçlenmenin erken evrelerinde PRP enjeksiyonları ile hastaların ağrılarında azalma ve fonksiyonlarında düzelme olduğu bildirilmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, PRP tedavisi hastalığın doğal seyrini değiştirmez ve var olan aşınma ve yıpranmayı geri döndüremez. Ayrıca bir grup hastada şikayetlerde azalmaya neden olmayabilir.  

Kronik tendinopatiler, yani kas kirişlerimizin uzun süreli yangıları sıklıkla PRP tedavisinden fayda görür. Tenisçi dirseği, dirsek dış kısmının kronik tendinopatisi olup  PRP uygulamaları ile y-93 oranında başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Kortizon uygulaması ile elde edilen sonuçlardan daha iyi sonuçlar elde eilmekle beraber kortizon uygulamasının dezavantajlarından kaçınılmış olur. Aşil tendon hastalıkları, kronik patellar tendon yaralanmaları ve topuk dikeni (plantar fascitis) hastalıkları da PRP uygulamaları ile başarılı sonuçlar elde edilen rahatsızlıklar olup tüm bu hastalıklarda istirahat, ilaç ve fizik tedavi yöntemleri ile yeterli sonuç alınamadığı PRP tercih edilmelidir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:31 tenisçi dirseği prp.jpg

 

Diğer bir uygulama alanı diz bağ yaralanmaları olup özellikle sporcularda daha hızlı iyileşme ve daha kısa sürede spora dönüş amacıyla yan bağ yaralanmaları sonrası PRP enjeksiyonları sıklıkla kullanılmaktadır.

Yine sporcularda görülen kas çekmeleri veya kas içi kanamalar gibi kas yaralanmaları da PRP tedavisinden fayda görür. Sporcularda daha hızlı iyileşme ve daha kısa sürede spora dönüş amacıyla kullanımı sıktır.

Kıkırdak tedavisinde yardımcı olarak PRP kullanımı oluşturulan tamir dokusunun kalitesini artırmak için gündeme gelmiştir. Kıkırdak tedavisindeki zorluklar nedeniyle en çok üzerinde çalışılan alan budur.

PRP ayrıca diz protezi, omuz kas kopmalarının tamiri ve ön çapraz bağ ameliyatları gibi bazı cerrahilerde yardımcı olarak kullanılabilir. Bu konudaki sonuçlar tartışmalıdır.

 

PRP uygulandıktan sonra, ağrı için buz uygulaması ve anti enflamatuar ilaç kullanımı PRP uygulamasının etkinliğini azaltacağı için ilk 3-4 günlük bir sürede önerilmez. Ağrı için parasetamol türevi ağrı kesicilerin kullanılması uygundur. Ayrıca PRP uygulaması sonrası ilk bir kaç gün zorlayıcı egzersiz ve spor önerilmez. PRP uygulaması sonrası hangi ilaçların kullanılabileceği ve spora dönüş süresi hakkında doktorunuzdan bilgi almak uygun olacaktır.

Enjeksiyon yapılan bölgede PRP uygulaması sonrası şişlik ve ağrı olabilir. Bu durumda basit ağrı kesiciler yeterli olur. PRP'nin etkisi uygulandığı bölge ile sınırlı olduğundan böbrek, karaciğer mide gibi iç organlarda sistemik yan etkilere neden olmaz. Ayrıca hastanın kendi kanı kullanıldığı için allerjik reaksiyona da neden olmaz. Hamilelikte kullanımı ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır.

PRP'nin ortopedik kullanımı doping olarak kabul edilmez ve performans artırıcı etkisi olmadığı kabul edilir. Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA, World Anti-Doping Agency) yasaklı madde ve uygulamalar kapsamında değildir. Ancak damar içine enjekte edilen PRP halen yasaktır.

Kireçlenmede cerrahi dışı tedavilerin fayda etmediği durumlarda çeşitli cerrahi prosedürler uygulanabilir.

Bu cerrahi yöntemlerden hasta için en basit olanları artroskopik yöntemlerdir. Artroskopik Temizleme (artroskopik eklem debridmanı), erken dönemkireçlenmelerde kapalı ameliyat yöntemi ve küçük kesiler ile kamera yardımlı olarak eklem içine girilip, yıkama, saçaklanmış kıkırdakların temizlenmesi, serbest cisimlerin çıkartılması ve menisküs yırtıklarının düzeltilmesi gibi işlemlerden oluşur. Şikayetlerinde  6 ay ila 5 yıla kadar bir rahatlama sağlar. Bu cerrahiler, şikayetlerin azaltılması ile protez cerrahisi gibi daha ağır ameliyatlara giden süreci uzatır. Ancak, hastalığın doğal seyrini değiştirmez ve ileri derecede kireçlenmelerde faydasızdır.

Deforme olan ve buna bağlı olarak aşırı yük binen eklemlerde eklemin aşınmış bölgesine binen aşırı yükü ortadan kaldırıp, yükü sağlam tarafa aktarmayı amaçlayan Kemik Düzeltici Ameliyatlar (Osteotomi ameliyatları) bir diğer cerrahi seçenektir. Bu yöntemler kemiklerin kesilerek düzeltilmesi ve uygun dizilimde tespit edilmesini amaçlar. Tespit genellikle metal-plak vidalar ile yapılır. Protez yapılmasının uygun olmadığı genç hastalarda zaman kazanmak için tercih edilir,  5-7 yıllık bir rahatlama sağlar.

 

Eklemlerin Dondurulması (Artrodez) Kireçlenme olan yıpranmış ve aşınmış olan eklem ayak bileği, omurga ve elin küçük eklemleri gibi hareket kaybının çok önemli olmadığı eklemlerde uygulanır. Ağrı tamamen geçer ancak ilgili eklemde hareket olmaz. Hareketin önemli olduğu kalça diz dirsek omuz gibi eklemlerde nadiren uygulanır.

 

Kireçlenen eklem yüzeylerinin metal-plastik veya seramik maddeler ile kaplanarak yeni eklem oluşturulması ameliyatlarına Artroplasti (Protez) ameliyatları denir. Diz, kalça ve omuz eklemlerinde sıklıkla uygulanırken dirsek, parmak ve ayak bileği protez ameliyatlarıda kireçlenme cerrahisinde başarıyla uygulanan prosedürlerdir. Hasta 1-2 ay içerisinde ağrısız fonksiyonel ekleme kavuşur ve günlük yaşam aktivitelerine geri döner. Protezlerin ömürleri yaklaşık 15-20 yıl arasında olup, daha sonrasında aşınma ve gevşeme sorunları nedeniyle değiştirilmeleri gerekir. Dolayısıyla 65 yaş üzerindeki hasta ideal hasta grubunu oluşturmakla beraber belli  durumlarda daha erken yaşlarda protez yapılabilir.

 

Orta ve ileri yaş kalça ağrısının en sık sebebi kalça kireçlenmesi olup hastalığın erken dönemlerinde kalça hareketlerinde tutukluk, agri ve topallama olurken, ilerleyen dönemde hareket kısıtlılığı ve ağrıda artış sonucunda hastanın fonksiyonel kapasitesi ileri derecede azalır. Kalça kireçlenmesi için risk faktörleri; yaşlanma, genetik faktörler, gelişimsel kalça displazisi, Perthes hastalığı gibi çocukluk çağı hastalıkları, geçirilmiş travma ve cerrahi tedavilerdir. Kalça protezi, yıpranmış ve uyumunu kaybetmiş eklem yüzeylerinin metal(kobalt krom veya titanyumdan imal edilen ana parçalar), porselen yada polietilen yüzeylerle değiştirilmesidir. Kalça protezinin  kemiğe adapte olması yani tutturulması iki şekilde olabilir. Osteoporozu olan yani kemik kalitesi çok iyi olmayan ileri yaştaki hastalarda, protezin tutturulmasında kemik çimentosu adı verilen bir dolgu maddesi (çimentolu kalça protezi) kullanılırken  kemik kalitesi iyi olan daha genç hastalarda poröz denilen üzeri gözenekli bir madde ile kaplanmış olan metal protezler sıkı bir şekilde kemiğin içine yerleştirilir ve sonrasında vücudun kemiği, protezin üzerindeki gözeneklerin içine ilerleyerek protez tespiti (çimentosuz kalça protezi ) sağlanır.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:4 Kalçada kireçlenme ve TKP.jpg

 

Kalça kireçlenmesi, kalça çıkığı, kırık ya da damarlanma bozukluğuna bağlı olarak ileri derecede hasar görmüş kişilerde, kalçada kireçlenme semptomları yani günlük yaşam aktivitelerini engelleyen şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı ve kısalığı olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri (ilaçlar, fizik tedavi, eklem içi enjeksiyonlar, baston kullanımı) ile sonuç alınamamış ise kalça protezi uygun bir seçenektir. Hastanın 65 yaşın üzerindeki olması tercih edilir, ancak bazı özel durumlarda (ör. romatoid artrit) daha genç hastalarda da kalça proteziuygulanabilir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:5 TKP.jpg

Kalça protezi ameliyatlarıhastaları mutlu eden sonuçları başarılı ameliyatlar olup ameliyat sonrasında hastaların çok büyük bir kısmında kalça ağrıları tamamen geçer,  yürüme merdiven inip çıkma gibi günlük yaşam aktivitelerinde belirgin iyileşme sağlanırken kireçlenmeye bağlı bacak kısalıkları giderilir, daha düzgün bir yürüme paterni elde edilebilir.


Ameliyattan sonraki gün koltuk değnekleri yardımıyla yürüme başlanırken 3-6. hafta arasında koltuk değneksiz yürüme, 6-8. haftada araba kullanılabilir. Bu süre içerisinde yatarken bacaklarınızın arasında bir yastık olmalıdır. Kalça protez ameliyatları sonrası koşma, sıçrama gibi aktiviteleri ve ağır işleri yapmak protezin erken aşınmasına dolayısıyla protez ömrünü azaltacağından önerilmez. Ancak yüzme, golf, yürüyüş gibi sporlar yapabilir, egzersiz bisikleti gibi hafif sporlara ameliyat sonrası ikinci ayda başlanabilir. Özellikle ilk 12 ayda alçak sandalyelere oturmak, bağdaş kurmak,  bacak bacak üstüne atmak uygun değildir. Yer sofrasına ve alaturka tuvalete oturma gibi aşırı hareketler kalça ekleminin yerinden çıkmasına ve tekrarlayan ameliyatlara sebep olabileceğinden ömür boyu yasaklanır. Aynı şekilde, sandalyede oturarak namaz kılınması gerekir.
 

Total kalça protezini bir kaç parçadan oluşur ve bu parçalar hareket sırasında ortaya çıkan sürtünmeye bağlı olarak zaman içinde aşınır. Bu aşınmanın sonucu olarak gözle görülmeyecek kadar küçük metal ve plastik parçacıkları ortaya çıkar. Bu parçacıklara karşı vücudun cevabı ile osteoliz denilen gevşeme durumu meydana gelir ve protezler tutunduğu kemikten ayrılır. Bu ağrılı bir durumdur ve protezin çıkarılıp yeni bir protez ameliyatı yapılması ihtiyacını doğurur. Bu ikinci ameliyat daha zordur.

Başarılı bir ameliyat ve modern protez tasarımları kullanılarak yapılan kalça protezlerinin ömrü günümüzde 15-20 yıla kadar uzamış olup yeni geliştirilen seramik ve metal ara yüzlü kalça protezlerinde bu sürenin daha uzun olması beklenmektedir. Protez ömrünü azaltan en önemli faktörler ise aşırı kilo ve tekrarlayan zorlayıcı aktivitelerdir.

Total kalça protezi ameliyatı yaklaşık 2 saat sürer; genel veya epidural (belden uyuşturma) anestezi ile yapılabilir. Hastanede kalış süresi hastanın durumuna, uygulanan ameliyat tekniğine ve cerrahın tercihine göre 3-7 gündür. Ağrı kontrolü için ameliyat sonrası epidural veya damar yolundan takılan ağrı makineleri kullanılır. Ameliyat sırasında kan kaybı olabilir, bu durumda kaybettiğiniz kan için damar yoluyla kan verilmesi gerekebilir. Ağrılı geçebilecek ilk birkaç gün, bacaklarınızın arasına V şeklinde bir yastık yerleştirilir, pıhtı oluşumu ve akciğer ödemi oluşumunun önlenmesi için solunum egzersizleri başlanır,. Ameliyat sonrası ayağa kaldırılırılıp yürüteç veya koltuk değneği kullanarak kısa mesafeleri yürüme ve kas güçlendirici egzersizler başlanır, anti-embolik (pıhtı önleyici) çorap giydirilir. Tuvalet yükseltici cihazlar ile alçak yerlere oturmanız önlenir. İki veya üç günde bir yara pansumanı dikişler alınana kadar yapılmalıdır. Hastaneden sonra size önerilen egzersizleri evde yapmanız istenir. Ayrıca, kan pıhtısı oluşmasını engellemek için kan sulandırıcı ilaçlar kullanmanız ve anti-embolik (pıhtı önleyici) çorap giymeniz istenecektir.

 

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:6 Total Kalça Protezi ameliyatı sonrası röntgen görüntüsü.jpg

Ciddi komplikasyon görülme oranı total kalça protezi ameliyatı sonrası çok düşük oranda olup pıhtı oluşması, enfeksiyon, protez çıkığı, bacak boyu eşitsizliği, yara iyileşmesi sorunları, damar veya sinir yaralanmaları nadir de olsa görülebilir.

Bacağınızdaki kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak toplar damarlarınızda pıhtı oluşması yani derin ven trombozu önlenebilir bir durum olup kan sulandırıcı ilaçların ameliyat sonrası kullanımı ile koruyucu tedavi uygulanır. Ameliyat sonrası dönemde yürüyüşlere başlamak,  anti-embolik (pıhtı önleyici) çorap kullanımı ve hareketsiz kalmaktan kaçınmak, bu riski azaltır.


Total kalça protezienfeksiyonu yani protezin iltihaplanması %0.1 ile %1.5 arasında görülen bir durumdur. Vücudun başka bir yerinde (ör. İdrar yolunda, dişlerde) enfeksiyon olması, şeker hastalığı ve başka kronik hastalıkların varlığı enfeksiyon oluşma riskini artırabileceğinden ameliyat öncesinde vücudun başka bir yerinde olabilecek enfeksiyonların tedavisi gereklidir. Ameliyat sırasında koruyucu antibiyotik tedavisi yapılır ve cerrahi sırasında özel önlemler alınarak enfeksiyon riski azaltılır. Kalça protezinde enfeksiyon gelişmesi durumunda, tekrarlayan cerrahiler, protezin çıkartılıp belirli bir süre sonra tekrar yerleştirilmesi gibi işlemler gerekli olabilir.

Total kalça protezi sonrası, protez çıkığı %5-8 arasında görülebilen özellikle ameliyat sonrası ilk 6 hafta boyunca belirli hareketlerden kaçınılarak önlenebilen bir durumdur. Uygun cerrahi teknik ve yeni tasarım protezler ile sıklık azalmıştır. 

Ameliyat sonrası bacak boyu eşitsizliği, bir diğer komplikasyon olup bazı durumlarda, kalçadaki yumuşak doku dengesini sağlamak ve çıkık riskini engellemek için bacak boyu uzatılması gerekli olabilir. 2 cm’e kadar olan uzunluk farkları vücut tarafından dengeleneceği için sorun yaratmaz.

 

Yukarıda bahsedilen diğer komplikasyonlar çok daha nadir görülür.
 

Kireçlenme gibi diz ekleminin aşınmış ve yıpranmış olduğu durumlarda ağrısız yeni bir eklem oluşturmak için diz ekleminin metal ve polietilenden imal edilen implantlarla kaplanması ameliyatına total diz protezi ameliyatı denir. İstirahat, ilaçlar, fizik tedavi yöntemleri, baston kullanımı ve eklem içi enjeksiyonlar gibi cerrahi dışı tedavilerden fayda görmeyen ağrılı, günlük yaşamsal aktivitelerini yapmakta zorlanan ve eklem kıkırdağında ileri harabiyet olan hastalarda total diz protezi uygundur. Bu ameliyat için hastanın 60 yaşını geçmiş olması idealdir. Ancak romatoid artrit ve osteonekroz gibi bazı özel durumlarda 60 yaşından öncede bu cerahi yapılabilir.

Ameliyat işlemi uygun anestezi yapılması sonrasında  diz önünden yapılan bir kesi ile yapılır. Diz eklemine ulaştıktan sonra eklemi oluşturan kemiklerin (femur, tibia ve patella) birbirlerine temas yüzlerindeki kıkırdak dokusu, ince bir kemik tabakası ile birlikte kesilerek çıkartılır. Sonrasında uygun boyutlardaki protez parçaları, kemik çimentosu kullanılarak hazırlanan kemik yüzeylere adapte edilir. Ameliyat süresi yaklaşık 1-2 saat arasında olupmeliyat sonrası ağrı kontrolü için sıklıka epidural (belden yerleştirilen) veya damar yoluyla ilaç veren ağrı pompaları kullanılır. Ameliyat sonrasındaki ilk gün diz hareketlerine başlanır hasta yürütülür. Yürüme ve hareket sadece ameliyat sonrası rehabilitasyon için değil aynı zamanda emboli (pıhtı) oluşumunun önlenmesi açısından çok önemlidir. Hasta rahat yürüyebilir hale geldiğinde yaklaşık 2-7 gün içinde (kişiye göre değişebilir) hastaneden taburcu olur. Hastanın ağrısının  belirgin olarak düzelmesi ve bağımsız yürüyebilmesi hastaya göre değişebilmekle beraber 3 ila 8 hafta arasındadır.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:1 dizde kireçlenme ve TDP.jpg

 

Diz kireçlenmesi, kıkırdak hasarı, dizlerde eğrilik veya eklem içi kırık nedeniyle ileri derecede hasar görmüş dizlerde günlük yaşam aktivitelerini engelleyen şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri (ilaçlar, fizik tedavi, eklem içi enjeksiyonlar, baston kullanımı) ile sonuç alınamamış ise diz protezi uygun bir seçenektir. Hastanın 65 yaşın üzerindeki olması tercih edilir, ancak bazı özel durumlarda (ör. romatoid artrit) daha genç hastalarda da diz protezi uygulanabilir.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:2 Total Diz Protezi.jpg

Diz protezi ameliyatları genel itibariyle başarılı ameliyatlar olup hastaların çok büyük bir kısmında diz ağrılarının geçmesi ile birlikte  yürüme merdiven inip çıkma gibi günlük yaşam aktivitelerinde belirgin iyileşme sağlanırken daha düzgün bir yürüme paterni elde edilebilir.
Ameliyattan sonraki gün koltuk değnekleri yardımıyla yürüme başlanırken 3-6. hafta arasında koltuk değneksiz yürüme, 6-8. haftada araba kullanılabilir. Diz protez ameliyatları sonrası koşma, sıçrama gibi aktiviteleri ve ağır işleri yapmak protezin erken aşınmasına dolayısıyla protez ömrünü azaltacağından önerilmez. Ancak yüzme, golf, yürüyüş gibi sporlar yapabilir, egzersiz bisikleti gibi hafif sporlara ameliyat sonrası ikinci ayda başlanabilir. Yer sofrasına ve alaturka tuvalete oturma gibi aşırı hareketler diz protezinin polietilen çıkıklarına neden olabileceği veya protezin ömrünü kısaltabileceğinden yasaklanır. Total diz protezi sonrası ortalama hareket açıklığı 120 derece civarında olacağından yere tam çömelmek veya namaz kılmak sıklıkla mümkün değildir, sandalyede oturarak namaz kılınması önerilir.
İyi uygulanmış cerrahi teknik ile diz protezlerinin ömrü günümüzde 15-20 yıl kadardır.  Total diz protezinin ömrünü etkileyen en önemli faktör protezi oluşturan metal ve plastik parçaların, hareket sırasında ortaya çıkan sürtünmeyle zaman içinde aşınmasıdır. Aşınma gözle görülmeyecek kadar küçük metal ve plastik parçalar oluşur ve bu parçalara karşı vücudun cevabı osteoliz denilen diz protezinin tutunduğu kemikten gevşemesine neden olan bir reaksiyona yol açar. Total diz protezindeki gevşeme durumunda hastada ciddi bir ağrı oluşur ve ikinci bir ameliyat ile çıkartılıp yeniden protez yerleştirilmesi gerekir. Bu ikinci ameliyat daha büyük ve daha sıkıntılı bir ameliyat olup ikinci protezin ömrü, ilki kadar uzun değildir. Aşınma, gevşeme gibi sorunların görülmesini engellemek için hastanın aşırı hareketlerden kaçınması ve fazla kilolarını vermesi önemlidir. Ayrıca erken tanı koymak amacıyla, yakınmanız olmasa bile düzenli aralıklarla muayene ve röntgen incelemeleri ile diz protezinizin kontrolü bir diğer önemli konudur.

Description: Macintosh HD:Users:mehmeteminerdil:Desktop:foto ws:3 TDP sonrası XRAY.jpg

Total diz protezlerinin çoğu krom kobalt alaşımından imal edilmiş olup bu metaller MR uyumludur. Ancak bu metaller MR görüntülemesinde protez etrafında görüntüyü bozabilir. Dolayısıyla dize yakın bölgelerde istenilen görüntü elde edilemeyebilir, diğer bölgeler için görüntü kalitesinde sıkıntı oluşmaz. 1990 yılından önce yapılan total diz protezleri ise MR uyumlu olmayabilir, bu nedenle protez markası veya metal alaşımının öğrenilmesi için doktorunuza danışmanız uygun olur.

 

Total diz protezi sonrasında ciddi komplikasyon görülme olasılığı çok düşük olmakla beraber en  sık görülen komplikasyon bacağınızdaki kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak toplar damarlarınızda pıhtı oluşmasıdır (derin ven trombozu). Derin ven trombozu oluşumunun önlenmesi için ameliyattan sonra kan sulandırıcı kullanımı ve anti-embolik çorap giyilmesi çok önemlidir. Ayrıca ameliyat sonrası erken dönemde diz hareketi ve yürüyüşlere başlamak derin ven trombozu riskini azaltır.

Enfeksiyon yani protezin iltihaplanması, vücudun başka bir yerinde (ör. İdrar yolunda, dişlerde) enfeksiyon odağı olması, Diabet ve başka kronik hastalıkların varlığında daha sık görülebilen bir komplikasyondur. Bu nedenle, ameliyat öncesinde vücudun başka bir yerindeki enfeksiyonların tedavisi önemlidir. Ayrıca, ameliyat sırasında koruyucu antibiyotik tedavisi ve cerrahi sırasında alınan  özel önlemler enfeksiyon riski azaltır. Enfeksiyon gelişmesi durumunda, tekrarlayan cerrahiler ile protezin çıkartılıp antibiyotik tedavisi ve belirli bir süre sonra tekrar yerleştirilmesi gibi işlemler gerekebilir. Ayrıca yara iyileşmesi sorunları, damar veya sinir yaralanmaları, protezin polietilen kısmının çıkıkları, protez çevresi kırıklar, protezin kendisinde kırıklar gibi komplikasyonlar görülebilir ancak bunlar çok nadir görülürler.

MR veya BT görüntüleri ile kireçlenen dizin hassas görüntüleri alınması ile yapılan hassas ölçümler sonrası hasta için en ideal boydaki protez saptanır. Daha sonra özel bir bilgisayar yazılımı yardımıyla, gerekli kemik kesilerinin miktarı belirlenir. Sonrasında hastaya özel tek kullanımlık kesi kılavuzları üretilirerek bu özel kılavuzları ile kemik kesileri yapılır ve diz protezinizi yerleştirir. Ameliyat sonrası dönem standart diz protezleri ile aynıdır. Kişiye özel total diz protezleri kılavuzlarının maliyetleri sosyal güvenlik kurumları tarafından ödenmemektedir.